CHP Sözcüsü Öztrak: “128 milyar dolar kumar masasında gitti”

banner458

CHP Sözcüsü Öztrak, Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin milletin emaneti olan 128 milyar doları buharlaştırdığını, kasayı boşalttığını, milleti borca batırdığını belirterek, “Merkez Bankası’nın kapısına alacaklılar dayansa, bugün kasada para yok. Rekor açık var. Erdoğan şahsım hükümeti işbaşına geldikten sonra, sadece döviz rezervlerimiz erimedi. Bu kifayetsiz yönetim son üç yılda, ülkemizin milli gelirini de 142 milyar dolar eritti. Hem kasadaki döviz gitti hem de gelirimiz bitti, milletimiz yoksullaştı” diye konuştu.

banner459
Vekil Haberleri 17.04.2021, 08:16
CHP Sözcüsü Öztrak: “128 milyar dolar kumar masasında gitti”

Saray’ın kendinden menkul, “faiz sebep, enflasyon sonuçtur” iddiasını ispatlamak için, hem faizi hem de döviz kurunu kontrol etmeye çalışan Hükümetin, “128 milyar doları, dibi delik bir kovaya boşalttığını” ifade eden Öztrak, Erdoğan Şahsım Hükümetinin milletin 128 milyar dolarını boş yere kumar masasına sürdüğünü ve kaybettiğini belirtti.

 

Öztrak, “Çocuklarımızın, torunlarımızın, hatta onların torunlarının, bu iktidarın kumar borcunu ödemek üstlerine kalmıştır. Diğer taraftan 5,5 - 6 liralardan satılan dolarların, kimlerin hesabında olduğu da belli değildir. Bugün bu dövizleri yeniden satın almak için, en az 8 lira ödeyeceğiz. Yarın döviz kurunun nerelere çıkacağı belli değildir” dedi.

 

 CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Covid-19 salgınında üçüncü zirveyi yaşıyoruz. Lebalep parti kongrelerinin ardından, günlük vaka sayıları hızla ikiye katlandı. 26 binlerde olan vaka sayısı, üç haftada 60 binin üstüne yerleşti. 84 milyon nüfuslu Türkiye, günlük vaka sayısında şimdi 1,4 milyar nüfuslu Hindistan, 330 milyon nüfuslu Amerika Birleşik Devletleri ve 211 milyon nüfuslu Brezilya ile birlikte başa güreşiyor. İkinci doz aşısını olabilen vatandaşlarımızın sayısı nüfusun onda birinin altında…

 

SALGINDA KORKUNÇ REKORLAR

AK Parti’nin büyük kongresinin ardından, üç haftada 4 bin 569 vatandaşımızı kaybettik. Dün, bir günde 297 yurttaşımızı kaybettik. Artık her 100 ağır hastadan 10’unu kaybediyoruz. Bunlar korkunç rekorlar. Saray’ın kibirli başı, siyasi iflasını gizlemek için, pandemiye rağmen lebalep kongreler düzenledi. Kendi korkularını bastırmak için milletimizin canını tehlikeye attı. Ortada hatalarının ve sorumluluğunun farkında olmadan ülkeyi yönettiğini zanneden bir Şahsım Hükümeti var.

 

DÜNYA AÇILMAYA BAŞLADI, BİZ YENİDEN KAPANIYORUZ

Dünya salgında yavaş yavaş açılma sürecine geçiyor, biz ise “yarım yamalak bir kapanma” sürecine geçtik. Bu beceriksizliğin, bu korkunç tablonun sorumlusu kim? Elbette artık ülkeyi yönetemeyen Erdoğan Şahsım Hükümeti… Ama Erdoğan Şahsım Hükümeti salgın kontrolden çıkınca sorumluluk üstlenmiyor, topu taca atıyor. Salgınla mücadelede sorumluluğunu, “Tek kişi hariç” 84 milyonun üstüne yıkmaya çalışıyor. Sanki partililerini otobüslere doldurup, göbek attırarak Ankara’ya getirenler bunlar değil. Sanki Gençlik Kolları Kongrelerinde, üst üste, alt alta deve güreşi yaptıranlarda bunlar değil. Tüm bunları “tensip buyuran” tek kişi hariç, sorumlu, 84 milyon insanımız. İşler iyi giderse Erdoğan Şahsım Hükümeti’nden, kötü giderse milletten… Erdoğan Şahsım Hükümetinin yetkisi çok ama sorumluluğu yok. Böyle bir yönetim anlayışı da dünyada yok. Bu saçmalığı gören milletimiz bağırıyor, haykırıyor: “Dükkânı kapat dediniz kapattık. Sokağa çıkma dediniz, çıkmadık. Yemeği siz yediniz, hesabı şimdi bize ödetiyorsunuz.”

 

KAPANMA KARARININ NERESİNİ TUTSAN ELİNDE KALIYOR

Bilim Kurulu derseniz… Adı var, kendi yok. Ne önerdiler, Erdoğan Şahsım Hükümeti bunların ne kadarını uyguladı? Bilen yok. Erdoğan Şahsım Hükümeti, Bilim Kurulu’nu kendine dekor yaptı. En son İçişleri Bakanlığı, “Bilim Kurulu’nun önerileri doğrultusunda” dedi ve  “İki haftalık kısmi kapanma kararının” ayrıntılarını açıkladı. Ama bu kararların neresinden tutsanız elinizde kalıyor. 65 yaş üstü vatandaşlarımız büyük ölçüde aşılandı. Ama yine bu yaş grubuna, yeniden sokağa çıkma kısıtlamaları getirildi. Salgında en fazla hırpalanan yaş grubu maalesef 65 yaş ve üstü oldu. Alzheimer, Demans gibi hastalıkları olanların hastalıkları ilerledi. Yaş bağlı depresyonlar arttı. Şimdi bu vatandaşlarımız artık isyanda…

 

VATANDAŞIN ÇAKARLI MAKAM ARACI YOK

Yine yayınlanan genelgeye göre vatandaşlarımız kısıtlama saatlerinde, kendi aracıyla bir şehirden, başka bir şehre gidemeyecek. Ama toplu taşımayla gitmek serbest olacak. “İş yerleri akşam saat 18.00’de kapanacak” dendi. Ama sokağa çıkma yasağı 19.00’da başlıyor. Bir saatte bu insanlar işten nasıl çıkacak, eve nasıl gidecek, evin alışverişini nasıl yapacak? Özellikle İstanbul’da vatandaşlarımızın çakarlı makam araçları yok saraydakiler gibi, korumaları yok. Kırımızı da geçme imtiyazları yok. Saraydakiler milletin halini bilmeden, devleti yönettiklerini sanıyorlar. Erdoğan Şahsım Hükümeti, Ramazan ayında lokanta, kafeterya ve pastaneleri kapattı. Bunlar müşteri kabul edemeyecek. Bu işletmeler gel-al ve paket servisiyle ayakta kalmaya çalışacak.

 

MÜŞTERİ ALMA DİYORSAN, ZARARINI KARŞILA

CHP Ekonomi Masası olarak, yeme içme sektörü temsilcileriyle bir araya gelme imkanını bulduk. Türkiye’nin dört bir yanını geziyoruz. Lokantacılar, pastaneciler cafe sahipleri gel-al ve paket servisle, dükkânlarını döndürmelerinin mümkün olmadığını söylüyorlar. Erdoğan Şahsım Hükümeti, “Müşteri alma” dediği işyerlerine, Avrupa’da olduğu gibi, “Sana kaybettiğin ciro kadar destek vereceğim” diyebiliyor mu? Nerede… Bırakın bunu demeyi kapattığı işyerlerinin kredi borçlarının bu kapanma döneminde yani iş yapmadıkları dönemde işleyen faizlerini dahi silmiyor.

 

SALGININ KAYBEDENİ TURİZM SEKTÖRÜ

Salgının bir diğer kaybedeni de turizm sektörü… Bütün dünya açılıyor ama AK Parti Kongreleri nedeniyle, Türkiye yeniden kapanmak zorunda kalıyor. Rusya, Haziran başına kadar, Türkiye’ye uçuşları durdurdu. ABD ve Almanya Türkiye’ye seyahat uyarıları yayınladı. Sadece Rusya’nın uçuşları durdurmasının turizm gelirlerimizde, 1,5 milyar dolarlık kayba neden olacağı ifade ediliyor. Erdoğan Şahsım Hükümeti, kısa çalışma ödeneğini de sona erdirdi. Turizmciyi böyle yaparak iyice köşeye sıkıştı. Yaza ne olacağını bilmeyen turizmciler, “Sezonu kaybetmemek için bayramı kaybetmeye razıyız” diyorlar. Kimi sektör temsilcileri de, umudunu sezonun Kasım sonuna kadar uzamasına bağlamış.

 

BIÇAK KEMİĞİ DELDİ GEÇTİ

Artık bıçak kemiği delip geçmiş. Her yerden şikâyetler yükseliyor. Tıbbi cihaz sektörü kredi değil, “Kamudan tahsil edemediği alacakları”  verin diyor. KOBİ’ler matrah artırımı istiyor. Çekten hapse girecek esnaf, “Esnaf suçlu değil, borçlu” diye haykırıyor. İşveren örgütleri de artık üyelerinden gelen basınca dayanamıyor. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği bile ilk defa kamuoyu önünde Hükümete sesleniyor; kısa çalışma ödeneğinin yeniden başlatılmasını istiyor. Kamuya yapılacak vergi ve benzeri ödemelerin ertelenmesini talep ediyor. “Bize yeni kredi destekleri verin” diyor.

 

VATANDAŞA PATATES, SARAYA MERCEDES

Ülkeyi ve salgını yönetme kabiliyetini yitiren, Erdoğan Şahsım Hükümeti, işverenin, işçinin, işsizin, esnafın sesini duymuyor. Milletin halini görmüyor. Onun işi gücü kendi itibarı, kendi şatafatı. Bir de milletin feryadını dile getiren, muhalefetin sesini kesmeye çalışıyor. Millete bedava soğan, patates, Saraya en pahalısından üç Mercedes… Bir de sıkılmadan soğan, patates TIR’larına bayrak asıp, resmi karşılama töreni de yapıyorlar. Fakir fukaranın karnını bu törenleriniz doyurmuyor.

 

KALİFİKASYONDAN NE ANLADIKLARINI DÜNYA ALEM BİLİYOR

TÜİK, ülkemizdeki gerçek işsiz sayısının 10 milyon 219 bin kişi, gerçek işsizlik oranının da yüzde 29 olduğunu açıkladı. Türkiye’deki işsizlerin sayısı yeryüzündeki 107 ülkenin nüfusundan daha fazla. Mızrak artık çuvala sığmıyor. Ama Saray’ın kibirli başı, “Algıyı yönetirsem, ülkeyi yönetirim” sanıyor. Daha yeni gençlerle yaptığı bir sohbette, “İşsizlikte iyi bir noktaya geldik” diyor. Bu ülkede, taşı sıksa suyunu çıkaracak, 5,7 milyon gencimiz, ne bir işte çalışıyor ne de okuyor. Ev genci olarak anasının babasının eline bakıyor. Yine 1 milyonun üzerinde üniversite mezunumuz işsiz geziyor. Ama Şahsım Hükümetinin Başı; üniversite mezunu işsizlerin, “Kalifikasyon noktasında kendini ispatlayamadığı için” işsiz olduğunu söylüyor. Ne demek bu kalifikasyon? Bunların partisinde çalışan büro elemanlarında, şoför ve danışmanlarında, atadıkları rektörlerde, Büyükelçilerde nasıl bir kalifikasyon aradıklarını, bütün dünya, âlem biliyor. Saray sosyetesinin büro elemanları, burunlarına pudra şekeri çekerken, şoförleri, danışmanları paranın altında ezilirken, eski vekiller, kırpılıp kırpılıp rektör ve büyükelçi yapılırken, Sarayın çocukları ballı yönetim kurulu üyeliklerine atanırken, milletin çoluğu çocuğu, işsizliğin, umutsuzluğun, açlığın altında eziliyor. Milletimiz yaşanan bu çürümeyi, ağırlaşan kokuşmayı artık kaldıramıyor. “Patates, soğan; güle güle Erdoğan” diye bar bar bağırıyor.

 

128 MİLYAR DOLAR REZERVİN BUHARLAŞMASI SKANDALDIR

Erdoğan Şahsım Hükümeti iş başına geldikten sonra Merkez Bankası kasasına girmesi gereken, 128 milyar dolar buharlaştı. Bunu ben demiyorum. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın, yayımladığı veriler diyor. Döviz rezervlerini artıran işlemlerden, azaltan işlemleri düştüğünüzde, kasada olması gereken 128 milyar dolar yerinde yok. Dalgalı kur rejimi uygulayan, sermaye hesabı açık olan bir ekonomide, böyle bir rezerv erimesini izah etmek mümkün değil. Bir de milletin dövizleri, Merkez Bankası’nın arka kapısından buharlaştıysa, bu dünyanın her yerinde skandaldır.

 

MERKEZ BANKASI’NIN ARKA KAPISINDAN ÇIKAN PARALAR

Dalgalı kur rejiminde Merkez Bankaları piyasalara son derece istisnai olarak ve çok kısa süre için müdahale ederler. Bunun da yolu yordamı bellidir. Ya ihale açılır, ya da doğrudan müdahale edilir. Ne yaptıysa Merkez Bankası bunu da şeffaf bir şekilde açıklar. Buna göre ülkemizde en son döviz müdahalesi kaydı 23 Ocak 2014’te, en son döviz satım ihalesi kaydı ise 27 Nisan 2016’da. Sonrasında hiçbir kayıt yok. Ama Merkez Bankası’nın arka kapısından çıkıp buharlaşan 128 milyar dolar var. Bir de bu buharlaşan dolarları gizlemek için, Katar’dan, Çin’den, bankalardan, SWAP adı altında alınan kısa vadeli emanet dövizler var.

 

ŞAHSIM HÜKÜMETİ KASAYI BOŞALTTI

Teşbihte hata olmaz… Baba evladına kasayı emanet etmiş, evlat da kasayı boşaltmış, sonra eşten, dosttan borç almış, kasaya koymuş. Kasada para var gibi göstermiş. Ama bu arada Baba, hem kasadaki paralardan olmuş, hem de borca batmış. Milletimiz de kasayı Erdoğan Şahsım Hükümeti’ne emanet etti ama Erdoğan Şahsım Hükümeti kasayı boşalttı, milleti de borca batırdı. Merkez Bankası’nın kapısına alacaklılar dayansa, bugün kasada para yok. Rekor açık var. Ayakta kalmak için başkalarının dövizine muhtaç olmuşsunuz. Bunu ben demiyorum. Bakın, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın Uluslararası Rezervler ve Döviz Likidite Hesabı gösteriyor. Erdoğan şahsım hükümeti işbaşına geldikten sonra, sadece döviz rezervlerimiz erimemiş. Bu kifayetsiz yönetim son üç yılda, ülkemizin milli gelirini de 142 milyar dolar eritmiş. Hem kasadaki döviz gitmiş hem de gelirimiz bitmiş. Milletimiz yoksullaştı.

 

REZERVLERİ 2019’DA YEREL SEÇİMLER İÇİN SATTILAR

Biz aylar önce Merkez Bankası kasasındaki dövizlerin, neden, nasıl, hangi yöntemle, kim tarafından, kimlere verilerek buharlaştırıldığının peşine düştük. Soru önergeleri verdik. Araştırma önergeleri verdik. Cevap alamadık. Bunun üzerine doğrudan Erdoğan Şahsım Hükümetine, “128 milyar dolar nerede?” diye sorduk. Önce bir duymazdan geldiler. Sonra mecbur kaldılar Erdoğan çıktı, “Parayı salgında harcadık” dedi. Tamam salgında harcadınız da o zaman 2019 yılında erittiğiniz rezervler ne? 2019’da salgın mı var? Salgın yok. Ama ne var? Mahalli İdare seçimleri var. Tüyü bitmedik yetimin güvence parası 30 milyar dolar, Erdoğan Şahsım Hükümeti tarafından, 2019 Mahalli İdare Seçimlerini kazanabilmek için satılmış.

 

PARA KASADA AMA KİMİN KASASINDA?

Kaldı ki, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, ülkeyi karış karış geziyoruz. Görüyoruz ki bu paralar esnaflarımızın, çiftçilerimizin, KOBİ’lerimizin, emeklilerimizin, işsizlerimizin hesabında yok. Salgında tüm dünya yurttaşlarını paraya boğarken. Erdoğan Şahsım Hükümeti, milletimizi borçla boğdu. Bunu artık herkes görüyor, biliyor. Bu bahanede tutmayınca Erdoğan ve yardımcıları, “128 milyar dolar kasada” demeye başladı. Bak bu söz doğru. Bu söz doğru da para kimin kasasında? Merkez Bankası kasasında yok. Dün açıklandı. 9 Nisan itibariyle Merkez Bankası’nın döviz kasası, 43 milyar dolar açık veriyor. Şimdi 128 milyar dolar kasada olsa bu kadar açık verir mi? Erdoğan’ın bu bahanesi de uymadı.

 

CARİ FAZLA VERİLEN YILDA DA REZERVLER GİTTİ

Şimdi baktılar; Hazine ve Maliye Bakanı açıklama yapmıyor, Merkez Bankası’nın biraz önce ben inerken bir şeyler söylemiş ama bugüne kadar gıkı çıkmadı. Bu defa Bakanlık kapmak için sarayın gözüne girmeye uğraşan, AK Parti yöneticileri ortaya dökülüverdi. Sosyal medyada “Yok, 128 milyar dolar, cari açığın finansmanına gitti, yok, altın ithal edildi, yok, döviz tevdiat hesaplarına gitti” demeye başladılar. Arkadaş, 2019’da Türkiye ekonomisi, 7 milyar dolar cari fazla vermiş. Buna rağmen, Erdoğan’ın Şahsım Hükümeti rezervlerdeki 30 milyar doları buharlaştırmış. Açık yok neyi finanse ettiniz?

 

AK PARTİ YÖNETİMİNDE CEHALET YARIŞI

2007 ile 2017 arasındaki 10 yılda, bu milletin döviz tevdiat hesabı 86 milyar dolar artarken, Merkez Bankası da net rezervlerini 23 milyar dolar arttırabilmiş? Demek ki bunların dediği gibi milletin mevduatı arttığında illa Merkez Bankasının rezervi düşmüyor. Bu arada, AK Parti Grup Başkanvekilleri de bu cehalet yarışına katılmışlar. Dün biri çıkmış, 1 Doları, 1 TL sanmış, “128 milyar TL nerede” diye soranlara, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan yani işçi ve işverenin parasından 51 milyar dağıttık demiş. Tabi cehaleti de ortaya çıkınca attığı tweeti silmek zorunda kalmış. Bir diğeri işi gücü bırakmış komplo teorilerine sardırmış. İşin içine biraz IMF sosu katmaya kalkmış. Kişi herkesi kendi gibi bilirmiş. Arkadaş, biz, siz değiliz ki. Bizden oy avcılığı yapmak için cami avlusunda IMF’ye söven, sonra da Washington’a gidip, IMF yetkililerine bağlılık yemini eden çıkmaz. Ama bak söyleyeyim, göze girmek için, cehalette bu kadar yarışırsanız, eminim sizlerin içinden birisi Bakan çıkar.

 

REZERVLER GÖRÜLMEMİŞ BİR CEHALET VE HIRS YÜZÜNDEN BUHARLAŞTI

Bir kez daha milletimize soruyorum: “Bu akıllarla bunlar, bu devleti nasıl yönetiyor?” Saray ve şürekasına sesleniyorum: Bir doğru, bin eğriyi düzeltir. Ne siz eğilip bükülün, ne de lafı eğip bükün. Onlarca tweet atıp, eğri büğrü gerekçeler üreteceğinize, sorularımıza cevap verin. Bak bugün ortaya çıktı Hazineyle Merkez Bankası arasında bir mutabakat, bir sözleşme imzalanmış. Göreceğiz bakalım ne varmış bu sözleşmede. Daha bunlar kime satıldığı da ortaya çıkacak, her şey ortaya çıkacak, tek tek dökülecek. 128 milyar doların hangi yöntemle, hangi kurdan, kimlere satıldığını açıklayacaksınız. Şurası çok açıktır. Milletin 128 milyar doları, görülmemiş bir ekonomik cehalet ve siyasi hırs yüzünden buharlaştırılmıştır. Damat, kayınpederinin kendinden menkul, faiz sebep enflasyon sonuçtur, iddiasını ispatlamak için, sermaye hareketlerinin serbest olduğu bir ekonomide, hem faizi, hem de döviz kurunu kontrol etmeye çalışmıştır. Hiçbir kurala, akla, mantığa uymadan, 128 milyar doları, dibi delik bir kovaya boşaltmıştır. Sonuçta milletin dövizleri gitmiş ama ne faiz düşmüş ne de döviz ucuzlamıştır. Millet finans baronlarına teslim edilmiştir, yabancı ülkelerde Erdoğan Şahsım Hükümetine her fırsatta parmak sallar hale gelmiştir.

 

YUNAN BAKAN’IN KÜSTAHLIĞININ SEBEBİ

Tüm dünya bu beceriksiz Hükümetin, ekonomimizi nasıl savunmasız hale getirdiğini görmektedir. Dün Yunan Dışişleri Bakanı, Ankara’da yaptığı küstahlığın sebebi de budur. Bu arada bu densizliği yapan Yunan Dışişleri Bakanı bilmelidir ki oradaki Müslümanlar aynı zamanda Türk’tür.

 

5-6 LİRAYA SATILAN HER BİR DOLARI 8 LİRADAN YERİNE KOYACAĞIZ

Erdoğan Şahsım Hükümeti, milletin 128 milyar dolarını boş yere kumar masasına sürmüş ve kaybetmiştir. Milletimiz bu 128 milyar doları yerine koymak için, her ay 100 milyon dolar biriktirse, gideni yerine koymak 107 yılımızı alacaktır. Çocuklarımızın, torunlarımızın, hatta onların torunlarının, bu iktidarın kumar borcunu ödemek üstlerine kalmıştır. Diğer taraftan 5,5 - 6 liralardan satılan dolarların, kimlerin hesabında olduğu da belli değildir. Bugün bu dövizleri yeniden satın almak için, en az 8 lira ödeyeceğiz. Yarın döviz kurunun nerelere çıkacağı belli değildir.

 

DEVASA BİR KAMU ZARARI

Bu kumarı oynayanlar, çok büyük bir kamu zararına yol açmışlardır. Ortaya çıkan bu kamu zararının hesabını sormak da, bizim asli görevimizdir. Açıkçası yaşanan dünya ekonomi ve finans tarihine geçecek bir skandaldır. Erdoğan Şahsım Hükümeti bizi dünyaya rezil etmiştir. Allah aşkına! Biz bu skandalın hesabını sormayacağız da, neyin hesabını soracağız?

 

2001 KRİZİNDE SATILAN 5 MİLYAR DOLARIN ÜZERİNDE TEPİNEN BUNLAR

İktidara gelmeden önce 2001 krizinde satılan, 5 milyar doların hesabını soran, bunun üzerinde ter ter tepinen, tüyü bitmedik yetimin hesabını soracağız diyen, iktidara geldikten sonra da Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu kurup, bunu araştıran o dönemin Merkez Başkanını mahkum eden Erdoğan şimdi 5 milyar doların 27 katı olan, 128 milyar dolarlık dövizin hesabını sormamızdan rahatsız olmaktadır. Vesayeti altındaki AK Parti ve MHP gruplarına bizim verdiğimiz araştırma önergelerini reddettirmektedir. Neden? Çünkü Erdoğan, milletimizin dövizini buharlaştırmanın siyasi maliyetini yakinen bilmektedir. Şimdi bunun hesabını vermezseniz, sizden öncekilerin kurtulamadığı gibi, siz de bunun sandıkta siyasi bedelini ödemekten kurtulamayacaksınız.

 

BÖYLE UYDURUK SUÇ HANGİ KANUNDA VAR

Merkez Bankası kasasındaki döviz rezervleri, Sayın Erdoğan’ın şahsi parası değildir. Bu döviz rezervleri milletimizin, tüyü bitmedik yetimin sigortasıdır, güvencesidir. Bunun için biz, bu buharlaşan döviz rezervlerinin hesabını soruyoruz. Kendi adımıza da sormuyoruz milletin adına soruyoruz. Milli irade bize bu görevi verdiği için soruyoruz. Kime soruyoruz? Tabii ki, “Türkiye ekonomisinin sorumlusu benim, ben” diyene soruyoruz. Hükümeti bu konuda denetleyebilmek için, meclisin sunduğu tüm imkânları da sonuna kadar kullandık. Ama ne yaparsak yapalım. Erdoğan’ın vesayeti, Meclis iradesine gölge düşürdü. Baktık ki normal yollardan cevap alamıyoruz, “128 milyar dolar nerede?” diye afiş hazırladık. Bu seferde karşımıza vesayet altındaki kamu görevlileri çıktı, “Bu, cumhurbaşkanına hakarettir. Neden? Çünkü afişte, sarayın çatısı var” dediler. Gerçekten yargıçlar, Sarayın çatısını, neden saraya hakaret kabul eder? Bunun takdirini, milletimin ferasetine bırakıyorum. Sarayın Çatısı hakaret kabul edilince, Edirne İl örgütümüz afişlerden çatıyı kaldırdı, ama yine olmadı. Bu defa da Edirne Sulh Ceza Hâkimliği “128 milyar dolar nerede afişlerinin, toplumun farklı görüşlere mensup kısmının, tepkisine yol açıp, karşıt görüşlü grupların, karşı karşıya gelmelerine neden olabileceğini” değerlendirerek ama bu hiçbir yasa maddesinde yok. Afişlere el konulmasını onayladı. Bugün ise il başkanımız sadece “128” diye afiş asmış. Bu defa da mahkeme, “Cumhurbaşkanının pandemi için aldığı tedbirleri” gerekçe göstererek afişi indirme kararı almış. Bu tam kurtla kuzunun suyu bulandırma hikayesi. Böyle uyduruk bir suç, hangi kanunda var? Kanunsuz suç icat etmek nerede var?

 

20 TEMMUZ SİVİL DARBESİNİN MAHSULÜ

Gece yarısı ana muhalefet partisinin il ve ilçe başkanlıklarının kapısına vinçleri, zırhlı araçları dayayıp uzun namlulu silahlarla, özel harekât timleriyle basmak nerede var? Demokrasinin neresinde bu iş? Tüm bunlar hukuk devletinin neresinde yazıyor? 20 Temmuz sivil darbesinin mahsulü, Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin çirkin yüzü artık ayan beyan ortadadır. Kaybolan 128 milyar doların üstünü örtmek için yaptıkları, bu hükümetin, 12 Eylül darbecilerinden de beter darbeci olduğunu tasdiklemiştir. Sarayın vesayeti altındaki yargıçlar ve valiler eliyle, anayasa ve siyasi partiler kanunu, demokrasi hukuk devleti ayaklar altına alınmaktadır. “FETÖ’nün siyasi ayağı nerede?” diye kitapçık hazırlatıyoruz. Toplatıyorlar. Saray’ın bol maaşlı beslemeleri hakkında, “Arpalıklar” broşürü hazırlatıyoruz, onu da toplatıyorlar. Bugün Zonguldak’ta “Tek Adam A.Ş. Elektrik ve Doğalgaz Faturası” broşürlerimizi dağıtan partililerimiz ifade almak için emniyete götürülüyor. “128 Milyar dolar nerede?” diye afiş bastırıyoruz. Afişlerimize el konuyor. Tüm bu yapılanlar millet iradesinin serbestçe oluşmasına vurulan bir darbedir. Ne yaparlarsa yapsınlar. Biz, tüyü bitmedik yetimin hakkını yılmadan savunmaya devam edeceğiz.

 

BU TARTI BU SIKLETİ ÇEKMEZ

Dün, Merkez Bankası faiz kararını açıkladı. Politika faizini yüzde 19’da sabit tuttu. Alınan bu karar, önceki başkanın, faizleri yüzde 19’a çıkartması nedeniyle görevinden alınmadığını açık seçik gösterdi. 132 gün görevde kalabilen Naci Ağbal’ın, 128 milyar doların encamını sorguladığı için, görevden alındığı artık netleşti. Sabit tutulan yüzde 19 politika faizi, dünyanın en yüksek 7. politika faizidir. Rezervlerdeki hızlı erime yüzünden, ekonomimiz ne yazık ki bugün çok daha kırılgandır. Sermaye hareketlerinde ani duruş riski karşısında, ekonomimiz bugün çok daha savunmasızdır. Buna bir de, Merkez Bankası başkanını apar topar görevden alma pespayeliği eklenince, ülkemizin risk primi, benzer ekonomilerin çok üzerine çıkmıştır. Bu da doğrudan faizlere yansımaktadır. Faiz lobileri, Hazine’nin 2 ve 5 yıl vadeli, son ihalelerinde yüzde 19 faiz almıştır. Çok açıkça uyarıyoruz. Bu tartı, bu sıkleti daha fazla çekmez. Metal yorgunu, içte ve dışta güveni yitirmiş, tedbir alamayan Erdoğan Şahsım Hükümeti, ülkemizi maalesef kur ve faiz kıskacı arasına sokmuştur. Bu, ehliyetsiz kadrolar elinde, ekonomimiz ne yazık ki kırk katır ile kırk satır arasında kalmıştır. Ülke yönetilmemektedir, yönetilememektedir. Faizleri çok hızlı indirmek, Türkiye’yi yeni bir ödemeler dengesi krizine tamam sürükleyebilir. Döviz kurları, yeni rekorlar kırabilir. Ama diğer taraftan faizler düşmezse, Türkiye yeni bir borç krizi ve ağır bir geri dönmeyen krediler sorunuyla karşı karşıya kalabilir.

 

ÇIKIŞ YOLU: YENİ KURALLAR, YENİ KURUMLAR, YENİ KADROLAR

Bu kur ve faiz tuzağından çıkış, ancak dört başı mamur bir program ve bunu uygulayacak güven uyandıracak kadrolarla mümkündür. Ama Erdoğan Şahsım Hükümetinin, bunu yapmaya takati de, isteği de yoktur. Bu buhrandan ve çıkmazdan kurtuluşun formülü “Üç Yeni”dedir: Yeni Kurallar, Yeni Kurumlar ve tabii bunları yapabilecek Yeni Kadrolar. Milletimiz de artık bu ihtiyacı görmekte ve daha fazla vakit kaybetmeden, sandığın önüne getirilmesini istemektedir. Milletimiz kesinlikle çaresiz değildir! Çiftçimize, işçimize, işsizlerimize, iş insanlarımıza, emeklilerimize, emeklilikte yaşa takılanlara sözümüzdür: Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin sizden aldığı her şeyi, biz iktidara geldiğimizde sizlere geri vereceğiz. Cumhuriyetimizi ikinci yüzyılını, güçlendirilmiş demokratik parlamenter rejimle taçlandıracağız. Büyük bir kucaklaşmayı gerçekleştireceğiz. Ülkemizin karartılan ufkunu, aydınlatacağız. Kaybolan huzuru sağlayacağız. Kardeşliğimizi pekiştireceğiz. Dayanışmayı kuvvetlendireceğiz. Ahlaklı, erdemli bir yönetim olacağız.

 

MİLLET HESABI SANDIKTA SORACAK

Milletimiz, “Merkez Bankası kasasındaki 5 milyar dolar kime satıldı?” diyerek, bundan 19 yıl önce iktidara gelenlerin, bunun 27 katı döviz rezervini kuralsız, hukuksuz eritip, sonrada havaya bakarak ıslık çalmasına asla müsaade etmeyecektir. Milletimiz herkesi yaptıklarıyla ve yapmadıklarıyla görüyor. Herkesin notunu veriyor. Milletimiz artık sandığın, bir an evvel önüne gelmesini istiyor. Sandık önüne geldiğinde de Erdoğan Şahsım Hükümeti’nden, başta Merkez Bankası kasasından buharlaştırdığı, 128 milyar doların hesabını olmak üzere tüm yaptıklarının hesabını soracaktır.

Yorumlar (0)