TARIMSAL ÜRÜN İTHALATI ÇÖZÜM DEĞİLDİR!

 

Son birkaç gündür soğan, buğday dahil bazı tarımsal ürünlerde ithalat gümrük vergisinin sıfırlandığına ilişkin haberler okuyoruz. Bunun ne anlama geldiğini tarımsal ürün üreten çiftçimiz, köylümüz çok iyi biliyor ama kentlerde yaşayan büyük bir kitle ile sayın hükümetimiz, Tarım ve Orman Bakanımız ve diğer devlet yetkilileri sanırım ya henüz farkında değiller ya da görmezden geliyorlar. Türkiye’de yaşayan herkes bilmelidir ki, yurtdışında üretilen ve yurdumuza ithal edilen tarımsal ürünler iki açıdan bizim için kötüdür:

        1 - İthal tarım ürünü iç piyasaya ulaştığında, kendi üreticimizin ürettiği ürün elinde kalır ya da çiftçimiz ürettiği ürünü yurtdışından                gelen ya da gelecek olan üründen ucuza veya aynı fiyata satmak zorunda kalır.

        2- Dövizimiz yurtdışına gider.

Önce birinci maddeyi irdeleyelim:

Yurtdışından ürün ithal edilmesinin yurtiçinde aynı ürünün fiyatlarının yükselmesini önleyeceği için iyi bir şey olduğunu savunabilirsiniz belki. Hükümet de bu yüzden ithalat yapılmasını istiyor olabilir ancak bu bir yanılsamadır. Kısa vadede o ürünün fiyatının yükselmesini önleyebilirsiniz ancak uzun vadede kendi yerli ve milli tarımımıza büyük zarar verilmektedir. Asıl yapılması gereken sorunun kaynağını araştırarak önlem almak olmalıdır. Öncelikle, kendi üreticimizin ürettiği ürünleri neden pahalıya satmak zorunda kaldığına bakalım:

Ülkemizde tarımsal üretim girdileri, yani çiftçimizin üretmek için kullanmak zorunda olduğu enerji, gübre, tohum, fide gibi girdiler pahalıdır. Dünyanın hemen hemen en pahalı enerjisinin, gübresinin, tohumunun kullanıldığı bir ülkede tarımsal ürünlerin ucuzlamasını beklemek hayaldir. Öncelikle hükümetin çiftçiye ucuz mazot, ucuz gübre ve ucuz ve yerli tohum sağlaması ya da bunların ucuza temin edilmesi için gerekli önlemleri alması gerekmez mi? Bu önlemlerin tamamı mutlaka sübvansiyon şeklinde olmak zorunda da değildir. Dövize endeksli ve pahalı ayrıca topraklarımıza zarar veren kimyasal gübre kullanımını azaltacak hayvansal ve bitkisel atıklardan kompost yapımını ve kullanımını teşvik etmesi böyle bir önlem değil midir? Maalesef hükümet ise, bunun tam tersini yapan politikalar izliyor ve sıfır gümrük uygulaması ile tarımsal ürünlerin ithal edilmesini teşvik ederek, çiftçimize yabancı çiftçiler ucuza satabiliyorsa sen de ucuza sat diyor. Bu büyük bir haksızlıktır çünkü tarımsal ürünlerin fiyatlarının yükselmesinin sorumlusu çiftçilerimiz değildir.   

Her şeye rağmen üreticimiz yine de ithal fiyatlarının altına satmayı başarsa bile, ürünlerin yurt içinde hallere girmesi, hallerden büyük kentlere gitmesi ve yine oradan perakende satış noktalarına ulaşması ürünlerin fiyatlarını artırmaktadır. Her aşamada fiyatlar yükselmektedir. Her nakil ise yakıt tüketimi gerektireceği için ürünün karbon ayak izi de artmakta, sera gazları artışı sebebiyle küresel ısınmaya neden olmaktadır. Küresel ısınma sonucu ise, iklimler değişmekte, aşırı sıcaklar ve aşırı yağmurlar, dolular yağdığı ve küresel ısınma arttıkça bunların da şiddeti artacağı ve verimli topraklar çölleşeceği için tarımsal üretim yapılamaz hale gelecektir. Bu defa yine tarımsal ürünlerin fiyatları artacaktır. Bu durum içinden çıkılması mümkün olmayan kısır bir döngüdür. Küresel ısınmayı çok artıran bir diğer uygulama ise, kimyasal gübrelerin ve pestisitlerin tarımda yoğun olarak kullanılmasıdır çünkü bu ürünlerin (kimyasal maddeler) üretimi sırasında çok miktarda fosil esaslı enerjiye gereksinim duyulmaktadır. Ayrıca, kimyasal gübre ve pestisitler verimli topraklarımızı öldürmekte, çoraklaşmaya sebep olmakta, ekolojik dengeyi bozmaktadır.

Peki tarımsal ürünler ithal edildiğinde ne oluyor bir de bu duruma bakalım: Eğer ürün organik tarım ürünü değilse, kimyasal gübre ve pestisit kullanılmış olduğu için küresel ısınma açısından aynı dezavantajlar bu durumda da söz konusudur.  Ama daha da önemlisi, ithal tarımsal ürünler yabancı bir ülkeden binlerce kilometre öteden geleceği için karbon ayak izi çok daha yüksek olacaktır. Bu, ithal ürünlerin doğaya çok daha fazla zarar vereceği ve çok daha fazla küresel ısınmaya sebep olacağı anlamına gelmektedir. Küresel ısınma sadece bir ülkeyi değil, tüm dünyayı etkilediği için çok gerekmedikçe yurtdışından ithalat yapmamalıyız. Ayrıca, her ne kadar kontrol edilirse edilsin, bu tarımsal ürünlerle ülkemize hastalık veya zararlı bakteri ve virüsler de gelebilmektedir.

Yukarıdan da anlaşılabileceği gibi, yurtdışından tarımsal ürünlerin ithal edilmesi üretimi yapan ülkenin çiftçisini desteklerken, kendi çiftçimizin yurtdışındaki çiftçilerle haksız şekilde rekabet etmesini beklemek anlamına gelecek ve üstüne üstlük daha fazla küresel ısınmaya da sebep olacaktır. Şimdi en kritik soruyu soralım, kendi tarımımız ve çiftçimizi bitirirsek o zaman ilerde yurtdışından yine ucuza tarım ürünü alabilir miyiz? Eğer hükümet yetkilileri buna evet tabi alırız diyorlarsa çok büyük bir yanılgı içindeler demektir çünkü sizin çiftçiniz içerde tükendiyse, gelecekte yurtdışındaki tedarikçilerin size teklif edecekleri fiyatlar da ona göre değişecektir. Bugün Türk çiftçisi pahalı da olsa TL ile size bir alternatif sunabilmektedir. Ama bizler kendi çiftçimizin ürünleri yerine ithal ürünleri tercih ederek kendi çiftçimizi tarımın dışına itersek, hem ülkemizdeki işsizliği ve kentlere göçü artırırız hem de tek yerli alternatifimizi kendi ellerimizle yok eder, sürekli ithalata mecbur hale geliriz. Ayrıca tarımsal ürünler açısından kendi kendini doyurabilen bir ülke olmanın askeri ve stratejik açıdan da çok önemli olduğunu bilmem vurgulamaya gerek var mı?

Ülkemiz, iklim ve toprak verimliliği açısından tarıma bu kadar müsait iken, bizim ülkemizde yetişebilecek ürünleri dışardan ithal etmemiz ne derece doğrudur?

İkinci maddeye bakacak olursak:

Her ithalat kaleminde yurtdışına dövizimiz gitmektedir. Dövize çok ihtiyaç duyduğumuz böyle bir dönemde, kendi ülkemizde yetişebilen ürünler için çok değerli dövizimizi harcamamız bilmem hangi ekonomik politikaya uygundur? Yurtiçinde üretilen herhangi bir ürün yine yurtiçinde TL ile satıldığında ödenen TL yine yurtiçinde kalacak ve sadece ekonomimizin içinde el değiştirmiş olacaktır. Yurtdışına giden herhangi bir döviz olmayacağı için ekonomimiz açısından herhangi bir kayıp ya da sırtımıza binen herhangi bir borç söz konusu olmayacaktır. Ama yurtdışından döviz ödeyerek satın alıp tüketeceğimiz her kilogram domates, soğan, pirinç veya kuru fasulye; yurtiçinde azalan çiftçi, ilerde daha pahalı tarımsal ürünler, artan işsizlik ve göç, artan küresel ısınma, çoraklaşan topraklarımız ve yakın bir gelecekte yurtdışına tam bağımlılık olarak bize geri dönecektir. 

Zorunlu olmadıkça ülkemizde de yetişebilen tarımsal ürünlerin ithali yukarda anlattığım gerekçeler nedeniyle yanlıştır. Unutmamalıyız ki, kendini besleyemeyen uluslar hiçbir zaman tam bağımsız olamazlar! Umarım yüksek tarımsal ürün fiyatlarına kısa vadeli bakılmaz; çiftçilerimizin maliyetlerini azaltacak gerçek tedbirler alınır ve daha uzun vadeli hesaplar yapılır.    

 

   

     

YORUM EKLE

banner4

istanbul escort

istanbul escort

instagram beğeni hilesi

instagram takipi hilesi