Gergerlioğlu: Rektör Melih Bulu bu görevi hak etmeyen, liyakati olmayan bir insan olarak göreve atandı ve Türkiye’nin nitelikli bir üniversitenin öğrencileri, öğretim üyeleri buna itiraz ediyor

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi Ömer Faruk Gergerlioğlu TBMM’de Basın toplantısı düzenledi.

Gergerlioğlu: Rektör Melih Bulu bu görevi hak etmeyen, liyakati olmayan bir insan olarak göreve atandı ve Türkiye’nin nitelikli bir üniversitenin öğrencileri, öğretim üyeleri buna itiraz ediyor

Gergerlioğlu'nun konuşmasından satırbaşları:

Ayrımsız bir şekilde Türkiye’de ki tüm hak ihlallerine, anti-demokratik dayatmalara karşı çıkılması gerektiğini tekrar söylüyorum!

Malum günlerdir Türkiye Boğaziçi Üniversitesi’ndeki olayları konuşuyor. Boğaziçi Üniversitesi’nde bir ayı aşkın bir şekilde hukuksuz iktidar dayatmaları oluyor. KHK’lar ile imzalandığı zaman Cumhurbaşkanı’na rektör atama yetkisi OHAL yetkisi olarak tanındığı zaman zaten biz bunlara itiraz etmiştik. KHK’ların Anayasa’ya aykırı olduğunun en önemli delillerinden birisiydi. OHAL ile alakası olmayan Cumhurbaşkanı rektörü atama yetkisinin bir KHK içine yerleştirilmesine o gün biz itiraz etmiştik, 2016’da ve bugün ne kadar haklı olduğumuz ortaya çıkıyor. Ayrımsız bir şekilde Türkiye’de ki tüm hak ihlallerine, anti-demokratik dayatmalara karşı çıkılması gerektiğini tekrar söylemek isterim.

Rektör Melih Bulu bu görevi hak etmeyen, liyakati olmayan bir insan olarak göreve atandı ve Türkiye’nin nitelikli bir üniversitenin öğrencileri, öğretim üyeleri buna itiraz ediyor.

Değerli arkadaşlar Boğaziçi Üniversitesi’nde neler oluyor? Çok net bir şekilde bu anti-demokratik baskıya karşı öğrencilerin, öğretim üyelerinin bir direnişi var. Rektör Melih Bulu bu görevi hak etmeyen, liyakati olmayan bir insan olarak göreve atandı ve Türkiye’nin nitelikli bir üniversitenin öğrencileri, öğretim üyeleri buna itiraz ediyor. Biz de bu itirazları yerinde tespit etmek için Boğaziçi Üniversitesi’ne geçtiğimiz hafta gittik ve içeri giremedik. Öğrenciler içeride protestolarını yapıyorlardı, dışarıda öğrencilerin protesto eylemlerini gözlemledik. Etiler otobüs durağının orada 100’e yakın öğrenci gözaltına alındı. Darp edilerek gözaltına alındı ve hiçbir şekilde gözaltına alınma gerekçeleri yoktu çünkü Anayasa Madde 34’e göre önceden haber vermeksizin toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakları vardı buna rağmen darp edilerek gözaltına alındılar ve öğrenciler Güney Kapısı’ndan çıkarılmadı, gece saatlerine kadar üniversitede durmak zorunda kaldılar ve ardından onlar da polis tarafından polisin üniversiteye girmesi ile gözaltına alınarak götürüldüler. Öğrenciler üç güne yakın gözaltında kaldılar ve kötü muamele gördüler. Bu kötü muamele ile ilgili de bilgiler vereceğim ben. Linç kampanyaları yapıldı öğrenciler hakkında, İçişleri Bakanlığı yalan attı; güya öğrenciler rektörlüğü işgal etmiş, bu yalan doğru değil! Güya öğrencilerin yaptığı teröristlikmiş öyle bir şey yok bunlar sadece üniversitelerine atanan rektörün liyakat sahibi olmadığını, gerekli bilimsel donanıma sahip olmadığını söyleyen ve demokratik bir şekilde rektör atamasının yapılmasını isteyen çocuklar. Polisin sert tavrını gördük!

Aynı yalan ifadeler Uşak Emniyet Müdürlüğü’nde ki çıplak arama iddialarımız sonrası sahte kamera görüntüleri ile yapılmıştı. Uşak Emniyet Müdürlüğü’nde çıplak arama oldu.

Boğaziçi Üniversitesi önünde, oldukça şiddetli bir tavır gösterildi, darp edildi ve İçişleri Bakanlığı’nın maalesef doğru olmayan ifadelerini gördük, aynı yalan ifadeler Uşak Emniyet Müdürlüğü’nde ki çıplak arama iddialarımız sonrası sahte kamera görüntüleri ile yapılmıştı. Uşak Emniyet Müdürlüğü’nde çıplak arama oldu. Öğrenciler suç duyurusunda da bulundu, bütün bunlara rağmen devletin koca İçişleri Bakanlığı, Uşak Emniyet Müdürlüğü sahte kamera görüntüleri ile insanları yanıltmaya çalıştı. Boğaziçi Üniversitesi’nde de yine aynı şekilde muameleler yapıldı. Bir öğrenci Şeyma isimli bir öğrencinin gözaltına alınırken darp edilerek başörtüsünün açıldığı ortaya çıktı. Öğrenci bunun basına yansıttı ve yine sahte kamera görüntüleri ile olay aynı ile ilişkisi olmayan kamera görüntüleri ile yine halkı yanıltmaya çalıştılar. İçişleri Bakanlığı halkın güvenliğini sağlamak yerine halkı kandırmakla, yanıltmakla meşgul olan bir bakanlık haline geldi ve öğrencileri darp etmekle meşgul olan bir bakanlık haline geldi. Bakın öğrenciler ne diyor? “Haklarınızı mı biliyor musunuz? Diye bir tabela gördüm.” diyor öğrenci Şeyma. “Nezarethaneye girdiğimdeki tabelada bu yazıyordu. Haklarımızı bildiğimiz ve onları dile getirmekten çekinmediğimiz için buradayız. Devlete değil yalnızca Allah’a kul olduğumuz ve tek otorite onu bildiğimiz için buradayız.” Tabi ki haklarını biliyorlar o yüzden boyun eğmiyor bu öğrenciler. Bunu da herkes çok iyi bilsin. Yalan ile çarpıtmayla, karartmayla hiçbir yere kimsenin varamayacağını söylemek isterim. Bakın öğrenciler gözaltından çıktıktan sonra çok kötü muamele gördüklerini söylediler, bize ulaştılar. Gözaltına alınırken darp edildiklerini, kötü muamele gördüklerini, hakaret gördüklerini, tacize uğradıklarını söylediler ve cinsel taciz hadiseleri de anlatıldı. Onun dışında gözaltında oldukça kötü bir yerde sabun, peçete olmayan bir yerde, aç, susuz kaldıklarını, kokmuş yemekler verildiğini, vegan olan kişilere yönelik yemeklerin temin edilmediğini söylediler ve bize ulaşan bir öğrencinin dediklerini size okuyayım. 2 kadın arkadaşımla sürüklenerek bir otobüse bindirildim. Defalarca yere çarpılarak otobüse götürüldüm. Otobüsün içinde beni ve arkadaşlarımı tekmelediler, telefonumu hemen elimden aldılar, aileme ulaşmam gerektiğini söylediğimde: “Ailen senin ne kadar rezil olduğunu bilmiyor mu sanıyorsun kapa çeneni.” dediler. Daha sonrasında başka bir otobüse götürdüler, orada da diğer polisler tarafından psikolojik şiddete maruz kaldık, hastaneye götürüldüğümüzde arabada çevik kuvvet ile tim dedikleri bir birimle beraber gittik. Orada 7 kadındık ve bizden 2 kat fazla özel tim polisi vardı ve bunlar erkekti. Yolda bize iğrenç bir şarkı dinlettiler şarkının içindeki ifadeler korkunçtu. Bu polise karşı çıkanın hain olduğunu, köpeklik yaptığını söylüyordu ve “Vur jopu bel kırılsın.” Gibi bir şarkıyı zorla dinlettiler. Buna itiraz ettiğimiz de “Siz köpek misiniz ki üstünüze alınıyorsunuz?” şeklinde sözlü tacizde bulundular, yanlarındaki silahı bacaklarımıza doğrulttular sonrasında avukatlarımız ile çok az görüştürüldük sadece 1 kez görüştürüldük verdikleri yemekler de bozuktu.” Diyorlar. Yine bir öğrenci Kürtçe isminden dolayı ötekileştirildiğini, hakaret gördüğünü söylüyor ve isminden dolayı oldukça üzücü muamelelere tabi olduğunu bize aktardı.

Boğaziçi Üniversitesi’ni değil her üniversiteye kendi istediği rektörleri atayarak bir yere gelmeye çalışıyor ve Türkiye’yi ateşe atıyor adeta.

Şimdi Boğaziçi Üniversitesi’ndeki bu olayların bitmesi için Rektör Melih Bulu’nun bir an evvel istifa etmesi lazım, başka bir yolu yok çünkü üniversitelerde bilim üretilir, üniversiteler siyaset yurdu değildir. İktidar bilim üreten bir üniversite yerine kendisine boyun eğen ve kendi siyasetini tatbik eden bir üniversite olmasını istiyor bu yüzden sadece Boğaziçi Üniversitesi’ni değil her üniversiteye kendi istediği rektörleri atayarak bir yere gelmeye çalışıyor ve Türkiye’yi ateşe atıyor adeta. Kesinlikle kabul edilecek hadiseler değil bunlar!

Özetle sivil toplum kuruluşları Kürt illerinde oldukça zor durumda, pandemi ile beraber bu zorluk artmış durumda

Değerli arkadaşlar RAWEST araştırma kuruluşunun Doğu ve Güneydoğu’da Sivil Toplum Manzarası ve Covid-19 Etkisi isimli raporunu okudum. Bu rapor Kurdish Studies Center adına RAWEST tarafından yapılmış ve Doğu ve Güneydoğu’da Sivil Toplumun gittikçe daha zayıfladığını, çözüm sürecinde etkili olan sivil toplumun maddi olarak zor durumda olduğunu, manevi açıdan zor durumda olduğunu, etkinlik, fonksiyon ve maddi destek talebi açısından oldukça zor durumda olduğunu görüyoruz. Rapor bize bunu söylüyor. Sivil toplum öncesinde çözüm sürecinde meydanlarda kendini ifade edebilirken OHAL Dönemi’nde salonlarda kendini ifade etmek zorunda kaldı, Pandemi döneminde ise; online ortamlarda kendini ifade etmek zorunda kaldı bu da sivil toplumun zayıflamasına neden oldu ve biz genel olarak çözüm süreci sonrası sivil toplum kuruluşlarının zayıfladığını görüyoruz. Aslında siyasete öğüt vermesi gereken sivil toplumun vazifesini yapamadığını, birçok sivil toplum kuruluşunun siyasetin arka bahçesi olduğunu görüyoruz. Raporu ayrıntılı bir şekilde incelemekte fayda var ama görünen o ki; sivil toplumun Güneydoğu’da desteklenmesi gerekiyor, birçok sorunun olduğu, dini ve etnik sorunların olduğu bölgemizde sivil toplum kuruluşlarının oldukça zor bir halde olduğunu görüyoruz ve desteklenmesi gerektiği apaçık ortada. Hem madden desteklenmesi lazım hem de fonksiyonel olarak daha iyi bir duruma gelmesi lazım! Bir soru sorulmuş: STK’lar siyasi karar alıcıları etkileyebiliyorlar mı? %65 oranında edemediği söylenmiş, %15 oranında hiç edemediği, %19 oranında çoğunlukla edebildiği, %1 oranında her zaman etkileyebildiği söylenmiş! Pandemi döneminde de STK’ların faaliyetlerinin daha da kötüleştiği, daha da zor duruma geldiği ortada. Özetle sivil toplum kuruluşları Kürt illerinde oldukça zor durumda, pandemi ile beraber bu zorluk artmış durumda, Türkiye’nin dört bir tarafında da böyle ama ülkenin Güneydoğu’sunda bu sorunlar daha da artmış durumda.

İzmit esnafı ile görüştük ve İzmit esnafımızın oldukça zor durumda olduğunu gördük.

Geçtiğimiz günlerde İzmit esnafı ile görüştük ve İzmit esnafımızın oldukça zor durumda olduğunu gördük. Hafta sonu tatillerinin esnafı oldukça zor durumda bıraktığını gördük! Yine esnafın alım gücü azalan halkın karşısında satış yapmakta zorlandığını gördük.

Aşı ile ilgili bir belirsizlik var. İnsanların aşı hakkında yeterli bilgilendirilmediğini gördük. Aşı konusunda bir soru işareti kafalarda var. Bu da Covid ile mücadelede sıkıntılı bir durum!

İşsizliğin arttığı, esnafın kepenk kapattığı, iş yerlerin kapandığı, esnafın dişini sıkarak sabrettiğini gördük İzmit’te. Türkiye’nin dört bir tarafında bunu görüyoruz.

2008 öncesi ve sonrası emekli primlerinin farklı yansımalar ile maaşlara yansıması konusunda önemli bir sıkıntı olduğunu gördük. Esnafın, emeklinin, çalışanın oldukça sıkıntılı olduğunu tespit ettik.

Gıda alanında alınan tedbirlere devam edilmesi gerektiğini gördük. Balıkçılık anlamında şoklama yapılmaması gerektiğini de esnafın söylediğini gördük ve trol kullanılmaması ve denizlerde balıkçılığın teşvik edilmesi, balıkların küçükken, yavruyken avlanmaması gerektiği yönündeki önlemlerin devam etmesi gerektiğini de tespit ettik değerli arkadaşlar.

Cezaevlerindeki ihlalleri, dramları ben ayrıntılı bir şekilde anlatıyorum ve bunların karşılık bulmasını istiyoruz.

Cezaevlerindeki hak ihlalleri ile ilgili de vurgularımıza başlayabiliriz. Cezaevlerindeki ihlalleri, dramları ben ayrıntılı bir şekilde anlatıyorum ve bunların karşılık bulmasını istiyoruz. Çok önemli sıkıntıları anlatıyoruz ve gelişen olaylar ne kadar haklı olduğumuzu gösteriyor! Geçtiğimiz günlerde öncesinde de gündeme getirdiğimiz çok önemli bir olay ile ilgili gelişmeler yaşandı. Türkiye’de anne-baba tutukluluk çok büyük aile dramlarına, aile birliği, bütünlüğünün yok olmasına, aile parçalanmalarına neden oluyor ve bu konuda verdiğimiz yasa teklifleri halen karşılık bulmadı ve gereken duyarlılık oluşmadı. Biz bu konuda önemli bir gayret sarfediyoruz ve insanlar hayatlarını kaybediyor, sağlıklarını kaybediyor bununla ilgili de size bir örnek vereceğim. Bana öncesinde gelen bir mektup, daha öncesinde de size sunmuştum.

Hakan Dağdeviren Lösemi oldu, kanser oldu yani. Üzüntü, sıkıntılardan sonra çünkü anne-babası başında olmayan çok önemli sıkıntılar yaşayan bir çocuktu ve biz geçtiğimiz gün bu ailenin babaannesi ile konuştuk.

Eskişehir L Cezaevi’nden Sabriye Dağdeviren eşi de tutuklu olan bir insan, yaklaşık 1.5 yıl önce bana gönderildiği mektubunda; oldukça zor durumda olduğunu ve iki çocuğunun olduğunu. Çocuklarının psikolojik ve fizyolojik sıkıntılarının olduğunu söyleyerek çare bulmam konusunda destek istemişti ve bu mektubu göndermişti. Mektup zarfının arkasında da anne ve babanın çocuk hasreti ile dolu özlemlerini anlatmıştı. Anne-baba Eskişehir L Cezaevi’ndeydi ve çocuklardan birisi erkek olan Eskişehir’de babaannesinin yanında, kız olanı ise Afyon’da anneannesinin yanındaydı ve bu ailenin ortak düşü evlerine dönmekti, mutlu bir aile hayatı kurabilmekti. Biz bunu dile getirmiş ve çözüm bulunması gerektiğini söylemiştik. Ne kadar haklı olduğumuz daha sonra ortaya çıktı. Gerçekten çok üzücü gelişmeler yaşandığını gördük. Bakın Eskişehir’de babaannesinin yanında olan 12 yaşındaki Hakan Dağdeviren Lösemi oldu, kanser oldu yani. Üzüntü, sıkıntılardan sonra çünkü anne-babası başında olmayan çok önemli sıkıntılar yaşayan bir çocuktu ve biz geçtiğimiz gün bu ailenin babaannesi ile konuştuk, babaannesi, dedesi ile konuştuğumuz zaman çok büyük bir dramın yaşandığını, bu çocuğun büyük üzüntüler sonrasında kanser olduğunu öğrendik ve bu konularda ki ısrarımızın ne kadar önemli olduğunu, anne-baba tutukluluklar konusunda perişan olmuş aileler konusundaki gündemimizin ne kadar önemli olduğunu tekrar gördük.

“Torunum Hakan’ın kanseri olduğunu öğrendik. O kadar acılar yaşadık ki ama hiçbir acı bunun ile kıyaslanmaz. Torunumun bu süreçte annesine ihtiyacı var.” diye bize mesajı var.

Bakın nine diyor ki: “Torunum Hakan’ın kanseri olduğunu öğrendik. O kadar acılar yaşadık ki ama hiçbir acı bunun ile kıyaslanmaz. Torunumun bu süreçte annesine ihtiyacı var.” Diye bize mesajı var. Ben size bu olayın arka planını anlatacağım. Bana yaklaşık 1.5 yıl önce annenin gönderdiği bu zarfını az önce gösterdiğim mektuptan bir sunum yapacağım. Bana Sabriye Dağdeviren annenin 1.5 yıl önce gönderdiği mektubu size okumak istiyorum. Neden bu çocuk kanser olmuş buradan anlayabilirsiniz. “Sayın Ömer Faruk bey, hayırlı günler. Ben Sabriye Dağdeviren Eskişehir L Tipi Kapalı C.İ.K.’dan yazan bir anneyim. Fetö suçlaması ile 14 aydır tutukluyum, hakkımda soruşturma olduğumu öğrenince kendim ifade vermeye gittiğim halde 18 Temmuz 2018’de tutuklandım. Eşim de 15 aydır Eskişehir’de tutuklu. Kendisi ifade vermeye gittiği halde tutuklu yargılanıyor. 10 yaşında bir oğlum ve 13 yaşında bir kızım var.” O dönem 10 yaşında olan çocuğundan bahsediyor. Bu mektup 1.5 yıl öncenin mektubu. “ Oğlum Eskişehir’de babaannesinde kızım Afyon’da babaannesinde kalıyor. 4 kişilik bir aile olarak parçalanmış durumdayız. Çocuklarımın ikisi de ergenlik dönemindeler. Kızım bu sene bu şartlar altında LYS’ye girecek, oğlum ise 5. Sınıfa yeni başladı. Oğlum ise anne ve babasından ayrı kalmanın tepkisini okul çıkışından sonra eve uzun süre gelmeyip ilgiyi üzerine çekerek gösteriyormuş. Çocuklarım bensiz ikinci eğitim-öğretim yılına başladılar. Oğlum açık görüşte ziyaretime geldiğinde benden ısrarla müdürlüğe dilekçe yazıp hafta sonları yanımda kalmasını istememi söyledi. 10 yaşındaki çocuğu buraya almayacaklarını bildiği halde “Belki olur anne.” Diye ümitlenerek gitti. 38 yaşındayım ve panik atak ve taşikardi kalp çarpıntısı rahatsızlıklarım var. Ayrıca yaklaşık 1.5 yıl önce sol gözümde stres kaynaklı % 80 görme kaybı oluştu ve MS hastası olma şüphem var! Ben bugüne kadar hiçbir sabıkası olmamış, vatanına, milletine yararlı olmaya çalışmış bir öğretmenim. 14 aydır 3 farklı cezaevinde kaldım, öyle şeylere şahit oldum ki çocuklarımın 6 yaşından büyük olmalarına sevinsem mi bilemedim. Mesela bir küçük çocuğu yanında diğer iki çocuğu dışarıda olup onların hasreti ile yanan bir annenin feryadı. Ya da iki kişilik çocuğu yanında kalmak zorunda olmuş, hangisine yetişeceğini bilememiş bir annenin çaresizliği. Ya da yaşı dolup çıkmak zorunda kalan yavruların feryatları, hangi birini anlatayım Ömer bey. Bir anne olarak defalarca böyle durumlara şahit oldum. Eline bırakın silahı kalemden başka bir şey almamış nice eğitimli annelerin yaşadığı bu dramlar yalnız benim değil tüm toplumun yarası olmalı diye düşünüyorum. Kaldığım cezaevlerinde farklı illerde dosyası olan birçok kişi ile karşılaştım. Ne gariptir ki yargılanmalarda bundan daha fazla ceza alıp, tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilen birçok kişi gördüm. Adalet bunun neresinde? Ben 6 yıl 10 ay ceza aldım ve dosyam Yargıtay aşamasında. En azından bu süreci tutuksuz geçirmek için defaatle talepte bulunmama rağmen bir sonuç alamadım. Daha önce Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na da yazmıştım ama sizin bu konudaki hassas duruşunuzu bildiğim için size de yazmak istedim. Sesimize ses olacağınız ümidiyle şimdiden teşekkür eder, iyi çalışmalar dilerim.” Demiş bana 17 Eylül 2019’da Sabriye Dağdeviren ve ben onu bu mektubu o zaman gündeme getirdim. Bakın bir dram yaşanıyor dedim, bu çocuklar bunu kaldıramıyor, bu aile parçalanmış durumda, bu çocuklar psikolojik ve fizyolojik sıkıntılar yaşıyor, hepimizin evladı var dedim, buna bir çözüm bulalım dedim bulmadılar ve bu çocuk kanser oldu! Bu yaşta kanser oldu bu çocukcağız! Aile perişan oldu. Yani arkadaşlar gerçekten bunlar zalimliktir başka bir şey değildir! Bu annenin cezası o gün onanmamıştı, tutuksuz, uzun süre yargılanmıştı, çoluk, çocuğu perişan olmuştu. Bugün cezası da onanmış ama siyasi mahpus olduğu için adli mahpuslara tanınan mahpusun eşi veya çocuğunun ağır hastalığı durumunda tanınan 1 yıllık infaz erteleme durumu siyasi mahpusa tanınmayacak. Bu aileye tanınmayacak. Düşünün öylesine bir zalimce bir yasa çıkardılar ki; hani mahpusun eşi veya çocuğu ağır bir hasta ise infaz erteleme veriliyor ama siyasi mahpus ise “Hayır sana vermeyiz.” Peki mahpusun eşi veya çocuğunun suçu ne Allah aşkına? Bu nasıl bir yasadır? Anayasa Mahkemesi’nin bunun derhal iptal etmesi lazım! Böylesine zalimce bir yasa olabilir mi arkadaşlar? Bakın böyle yüzlerce insan oldu! Böylesi bir hal olabilir mi? Bu annenin aslında infaz erteleme alarak çocuğunun yanında olması lazım! Bu işin formülü budur. Bu çocuğun şu anda anne-babaya ihtiyacı var, en çok da anneye ihtiyacı var! Bu milletin fertlerine bu zulmü yapmaya hiç çekinmiyorlar mı? Hiç utanmıyorlar mı? Bu nasıl bir insanlık dışı bir durumdur? Bu çocuklar bakın kaçıncı çocuk oldu böyle kanser oldu.

Ahmet Burhan, Selman ve diğer bir sürü çocuk ve en sonunda da Hakan Dağdeviren, bunlar büyük dramlar yaşıyorlar.

Ahmet Burhan, Selman ve diğer bir sürü çocuk ve en sonunda da Hakan Dağdeviren, bunlar büyük dramlar yaşıyorlar. Ben geçen gün babaanne ile dede ile konuştum; daha doğrusu konuşamadım! Ağlamaktan bana dertlerini bile ayrıntılı anlatamadılar! O kadar büyük bir dram, o kadar büyük bir üzüntü yaşıyorlardı ki ama bu dram göz göre göre geldi! Babasının cezası en azından onanmamış, en azından onun tutuksuz yargılanması veyahut da annenin infaz erteleme alması lazım! Bu çocuk, bu hali ile çok ağır bir tedaviyi şu anda Eskişehir Tıp Fakültesi’nde görüyor. Oldukça ağır bir tedavide perişan olacak ve annesinin cezaevi hayatı boyunca, “Anne ne olur yanına geleyim.” Diyen veyahut “Sen ne olur yanımıza gel.” Diyen çocuk olduğu için de laf anlatamadığınız bir çocuğun kanser olma hikayesini ben size anlatıyorum! Allah aşkına çocuklar ile niye uğraşıyorsun ey iktidar sana soruyorum, niye bunlar için formül bulmuyorsun? Biz yasa teklifleri de sunuyoruz; anne babanın infazlarının birbiri ardı sıra olması gerektiğini sunuyoruz, annelerin çocukları ile beraber apart dairelerde olması gerektiğini sunuyoruz, çeşit çeşit formüller de sunuyoruz ama acımasızca aile dramlarına neden oluyorlar, bu çocuk niye bunu çeksin, niye bu perişanlığı çeksin anlamak mümkün değil gerçekten.

Dedelerinin yanında, anne hasreti ile yanıp tutuşuyorlar. Buna bir formül getirin dedik. Çocuklu anneleri tahliye edin, ev hapsi olabilir, bir şekilde bu pandemi döneminde bir formül bulun dedik.

Bakın bir başka dedenin mesajını okuyarak size bu konuda bir bilgi vereyim. Bana tüm bunları anlattığım zaman bir mesaj gönderen bir dede diyor ki: “İyi akşamlar hocam. Siz cezaevinden bahsediyorsunuz zaten bu 9 aydır çocukları hiç almıyorlar ki. Ne bir çocuk ne de başkasını almıyorlar.” Düşünün 9 aydır pandemi döneminde çocuklar, bebekler annelerinin yanına verilmiyor! Dedelerinin yanında, anne hasreti ile yanıp tutuşuyorlar. Buna bir formül getirin dedik. Çocuklu anneleri tahliye edin, ev hapsi olabilir, bir şekilde bu pandemi döneminde bir formül bulun dedik. Bizi dinlemediler. Hasmane bir tavır ile anne ve bebekleri birbirlerinden ayıran bir iktidar var karşımızda. Biz pandemi başladığında bütün bunları bilerek infaz indirim yasasında anne ve bebeklere, çocuklara yönelik birçok teklifte bulunduk. Bakın bu pandemi 3-5 günde geçmez, büyük perişanlıklar yaşanacak. Bu çocuklar anneleri, babaları kanser olacak dedik ve Meclis’te de ben “Şahit ol ya Rab” dedim, “Ben görevimi yaptım, beni dinlemeyen iktidar var. Bütün veballar, bütün suçlar artık onların boynunadır.” Diye de hatırlattım ve maalesef ki daha sonra Covid’den ölen mahpuslar, bakımsızlıktan eşi mahpus olduğu için bakımsızlıktan ölen hasta kadınlar, hasta çocukları anlattık size burada! Göz göre göre gelen bir felaketi anlattık.

Bir KHK’lı çocuğu, bebek Eymen Türkiye’de tek hasta plastik Bronşit hastası ABD'deki tedavisi için zaman daralıyor.

Bir başka bebeğimiz var. Bir KHK’lı çocuğu, bebek Eymen Türkiye’de tek hasta plastik Bronşit hastası ABD'deki tedavisi için zaman daralıyor. Bu çocuğun boğulmadan yetişmemiz için Eymen’i de tekrar gündem ediyoruz! Bir bebek Türkiye’de tek hasta, çok ağır bir hasta, çok pahalı bir tedavisi var ve Eymen için bir duyarlılık oluşması gerektiğini söylüyoruz.

Mektupta Şerife Ülker’den gelen bir mektupta. Çocuğa annen cezaevinde dememişler, hastanede demişler, çocuğu kandırmaya çalışmış aile.

Bakın size bir başka mektuptan örnek vereyim. Hapishanede çocuklar neler yaşıyorlar? Çocuk söylemiş, annesi yazmış. Şu mektupta Şerife Ülker’den gelen bir mektupta. Çocuğa annen cezaevinde dememişler, hastanede demişler, çocuğu kandırmaya çalışmış aile. Çocukta annesine telefonda şunu söylemiş: “Anne ayakkabını giy kaç o doktorlardan. Niye gelmiyorsun?” demiş. Terkedildiğini düşünmüş uzun süre anne gelmeyince! Sonunda diyor ki: “Yanıma aldım.” Anne bebeğinden bahisle. “Bir yere gitsem bırakacağını sanıp ağlıyor. Hapishanede bana yapışmış, nereye gitsem peşimden geliyor. Bir yere gitsem ağlıyor. “Avludaki böcek evine gidiyor, biz gidemiyoruz.” diyor, çocğum bana. Çaresiz bir anneyim, 5 yaşında hapishane koğuşlarında değil parklara gitmeliydi ama şu andaki hali bu.” Diye bize bahsediyor anne.

Çıplak arama konusunu Türkiye’de ben gündeme getirdik ve iktidar ‘Yok’ dedi ama her gün çıplak arama ile ilgili gerçekler ortaya çıkıyor.

Çıplak arama konusunu Türkiye’de ben gündeme getirdik ve iktidar ‘Yok’ dedi ama her gün çıplak arama ile ilgili gerçekler ortaya çıkıyor. Geçtiğimiz gün Acun Karadağ tahliye oldu ve kendisi de gazetecilere anlattı, bana da mektubunda yazdı. Çıplak aramaya uğramış Sincan Cezaevi’nde oldukça kötü bir şekilde hem ilk tutuklandığı zaman hem Kayseri Bünyan’dan Sincan Cezaevi’ne getirildiği zaman çıplak aramaya uğramış! “52 yaşında bir kadınım bana bunu yapan görevliler hiç utanmıyordu.” Dedi. “Beni anadan üryan soydular ve çıplak arama yaptılar. Bana bu yapılandan utanmıyorum, boynumu eğmiyorum, onlar utansın çünkü bu yaptıkları insanlık dışı bir muameledir.” ve Yüksel Direnişçilerinin son mahkemesinde Acun Karadağ tahliye edildi. Alev Şahin ve Mehmet Dersulu ve diğer KHK’lı direnişçilerin tutukluluğuna devam edildi! Umarım ki bir dahaki duruşmada onların da tahliyesi olur çünkü sebepsiz yere tutuklu tutulan insanlar bunlar.

Mezopotamya Ajansı muhabiri Mehmet Aslan. Mehmet Aslan’ın cezaevi girişinde çıplak aramaya maruz kaldığı iddia edildi.

Bakın yine bir başka çıplak arama olayı! Bu da Mezopotamya Ajansı muhabiri Mehmet Aslan. Mehmet Aslan’ın cezaevi girişinde çıplak aramaya maruz kaldığı iddia edildi. Abisi beni aradı: “Kardeşim bir gazeteci, Mezopotamya Ajansı muhabiri, gazetecilik yaptığı için tutuklandı ve cezaevinde kötü bir muamele ile çıplak aramaya uğradı.” Dedi. Biz kendi başvurusunu yaptık, gereken işlemleri yapıyoruz, soru önergemizi, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na dilekçemizi veriyoruz ve konuyu takip edeceğimizi buradan tüm kamuoyuna iletiyoruz. Tüm gazeteci arkadaşlarımıza da iletiyoruz. Gazeteciler tutuklandığında belki bir kat daha fazla kötü muameleye tabi tutulabiliyorlar çünkü hasmane bir tavır gündeme geliyor! Az önce bahsetmiştim Mehmet Aslan Mezopotamya Ajansı muhabiri çıplak aramaya uğrayan arkadaşımız. Özellikle tekrar fotoğrafını göstererek bu konunun takipçisi olduğumuzu beyan edelim.

Eski MYK üyemiz Can Memiş uzun saçları varmış ve Sincan Cezaevi’nde: “Saçların buraya uygun değil, derhal keseceksin.” denmiş

Bakın bir başka kötü muamele. Eski MYK üyemiz Can Memiş uzun saçları varmış ve Sincan Cezaevi’nde: “Saçların buraya uygun değil, derhal keseceksin.” denmiş. Aslında AİHM’in kararları var insanların saçlarını kesmenin ihlal olduğuna dair kararları var ama buna rağmen Can Memiş’in saçları kesilmeye çalışılmış. Yani düşünün kadınların uzun saçı var ona bir şey demiyor ama erkek uzun saç bırakınca “Hayır efendim senin saçını keseceğiz.” O zaman kadınlarınkine niye sesini çıkarmıyorsun? Erkekte olunca mı bundan rahatsız oluyorsunuz? Bunu anlamak mümkün değil, insanları bu denli özel tercihleri ile köşeye sıkıştırmak, baskı yapmak bu iktidarın bir işi.

Gözaltına alınan bir kişi Diyarbakır’da polislerin yaptığı bir darbı kameraya alırken: “Vay sen bizi nasıl kameraya alırsın?” diyerek gözaltına alınmış, emniyete götürülmüş ve falakaya çekilmiş!

Yine 8 yıl geçse de kötü muamele ortaya çıkar diyoruz. Siz yeter ki hakkınızı arayın. Diyarbakır’da oldu bu olay. Gözaltına alınan bir kişi Diyarbakır’da polislerin yaptığı bir darbı kameraya alırken: “Vay sen bizi nasıl kameraya alırsın?” diyerek gözaltına alınmış, emniyete götürülmüş ve falakaya çekilmiş! Tabi çoğunlukla biz geçen haftada söyledik bizim vatandaşlarımızda kötü muamele görenlerin oranı %83 ve bu %83’ün de %87’si kötü muamele konusunda bir şikâyette bulunmuyor! Birisi şikâyette bulunmuş Diyarbakır’da uğradığı bu falakadan dolayı ve 8 yıl sonra tüm engellemelere rağmen, tüm devlet engellemelerine rağmen; kameralar belki verilmedi ama en sonunda Anayasa Mahkemesi 25 Bin TL tazminat cezasına çarptırmış oradaki polis görevlilerine yönelik bir ceza vermiş. Sonuçta belki daha etkili bir ceza verilebilirdi ama en azından cezalandırılmış, bunun önemli olduğunu düşünüyoruz ve şu anda da tüm polislere, tüm emniyet görevlilerine gözaltına aldığınız, nezarethaneye aldığınız vatandaşlar size emanettir diyoruz. Bu insanları kötü muamele yapmayın, bir gün bunların hesabı mutlaka hukuk önünde sorulur.

Kocaeli Gebze’de barış annelerine yönelik kötü muamele yapan polislerin tüm engellemelerine rağmen Bölge İdare Mahkemesi’nden dönen bir karar ile yargılanmasına başlandı

Kimse yaptığı yanına kar kalıyor sanmasın, geçtiğimiz günlerde de Kocaeli Gebze’de barış annelerine yönelik kötü muamele yapan polislerin tüm engellemelerine rağmen Bölge İdare Mahkemesi’nden dönen bir karar ile yargılanmasına başlandı. O yüzden hiç kimse: “Ben güçlüyüm, ben polisim, ben devletim.” Diyerek vatandaşa kötü muamele, işkence, çıplak arama yapmasın. Bunu çok net bir şekilde söylüyoruz. Yarın öbür gün hukuk önünde hesap verir herkes.

Diyarbakır F Tipi’nde neden insanlara işkence yapılıyor?

Diyarbakır F Tipi’nde neden insanlara işkence yapılıyor? Saç ve sakallar zorla kestiriliyor. Dini tercihler noktasında baskılar yapılıyor. Ben Sn. Bakan Abdulhamit Gül’e soruyorum neden saç ve sakal ile uğraşıyorsunuz ya? Sincan Cezaevi’nde Can Memiş, Diyarbakır Cezaevi’nde diğer mahpuslar, nedir bu insanların saçı ile sakalı ile uğraşma hevesiniz?

Rıza Tuğrul, Balıkesir L Cezaevi’nden diyor ki: “Tahliyemiz puan sistemine göre. Sohbet, kurs, atölye, spora katılım puanıyla tahliyemiz belirleniyor.”

İnfazda indirim yerine bindirim var arkadaşlar! Bakın geçen haftada söyledik. 1 Ocak 2021 yönetmeliği ile daha önceden yaptıkları gibi denetimli serbestlikleri yakmakla kalmıyorlar insanların infazlarının bitmesi ile dışarı çıkabilecek, tahliye olabilecekken daha da cezaevinde yatmasına neden olan uygulamalara devam ediyorlar. Bunları zulmen yapıyorlar! Rıza Tuğrul, Balıkesir L Cezaevi’nden diyor ki: “Tahliyemiz puan sistemine göre. Sohbet, kurs, atölye, spora katılım puanıyla tahliyemiz belirleniyor. İyi de bu etkinlikler yaptırılmıyor ki!” düşünün bir puantaj sistemi getirilmiş: “Sen sohbet, kurs, atölye ne derece katılıyorsan ona göre sana olumlu puan vereceğiz.” denmiş, onlara katılma şansları yok! Sonra da: “Katılmadın, eksi aldın o yüzden de senin infaz süren geldiğinde seni tahliye etmeyeceğiz.” deniliyor. Bu tam bir zalimliktir, zulümdür. Burada büyük bir mağduriyet var ve biz bunu her zaman söylemeye devam edeceğiz.

Bolu F Tipi mesela gidilerek bu ihlallerin sorulması gereken bir cezaevi çünkü çok şikâyet geliyor bize.

Bolu F Tipi’nden çok sıkıntılı şikayetler geliyor! Değerli arkadaşlar bakın şunu söylemek isterim. Bütün bunları biz dile getiriyoruz. Meclis’in bir İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu var kalkıp bütün bunlar hakkında bir açıklama yapabilir. Anne-Baba tutukluluklar, cezaevindeki darplar, işkenceler, çıplak arama umurlarında değil! Biz diyoruz ki: “Gelin işkenceyi, kötü muameleyi, çıplak aramayı gelin yerinde inceleyelim, heyetler oluşturalım.” Umurlarında değil. Topu taca atmakla meşguller o yüzden biz bire bir burada birçok ihlali burada gündeme getirerek bu ihlalleri durdurmaya çalışıyoruz. Bolu F Tipi mesela gidilerek bu ihlallerin sorulması gereken bir cezaevi çünkü çok şikâyet geliyor bize. Mehmet Dersulu Bolu F Tipi’nden bize diyor ki: “Müdürler Hâkim olmuş, ziyaretçilerimizi bile sakıncalı ilan edip engelliyor.” Düşünün yani müdürler artık kendini yargı yerine koymuş, gözlem kurulları ile kendilerini yargı yerine koymuşlar. “Suçlarının bilinmesini istemiyorlar. Diğer Cezaevlerinde engel yok. Barolara mektuplarımız bile engelleniyor. Tek başına bir hücredeyim.” Diyor Mehmet Dersulu Bolu F Tipi Cezaevi’nden.

Mehmet Dersulu’nun söyledikleri belgeli, bakın burada mektuplar ile söylüyor Mehmet Dersulu bize anlattıklarını bu mektuplarda anlatıyor.

Dünya hukuk tarihine geçecek skandallarla tutuklu olan Av. Turan Canpolat’tan bahsetmek isterim.

Dünya hukuk tarihine geçecek skandallarla tutuklu olan Av. Turan Canpolat’tan bahsetmek isterim. Bana gönderdiği mektubunda Elâzığ Cezaevi’nden göndermiş diyor ki: “Bedenen esir olsam da ruhen, fikren, vicdanen hürüm. Hak, hukuk, demokrasi insan hak ve hürriyetleri ile inandığım değerler noktasında esaret altına alındığım 27 Ocak 2016 tarihindeki yerindeyim.” diyor.

Ey Özlem Zengin kaç tane çıplak arama örneği duymak istiyorsun? Ey Cahit Özkan kaç tane çıplak arama belgesi görmek istiyorsun?

Bakın 15 ay hapis yatan bürokrat Servet Erdil: “Nezaretteki işkence çığlıklarını unutamıyorum.” Diyor gazetelere verdiği demeçlerde, çıplak aramaları, işkenceleri anlatıyor ve bizim Meclis’te gündeme getirdiğimiz çıplak aramalar noktasında ne kadar haklı olduğumuzu söylüyor. Bakın daha ben kaç bin tane çıplak arama örneği vereyim. Ey Özlem Zengin kaç tane çıplak arama örneği duymak istiyorsun? Ey Cahit Özkan kaç tane çıplak arama belgesi görmek istiyorsun? Binlerce insan çıplak aramaya uğradığını söylüyor ama büyük bir maharet ile bunları örtbas etmeye çalışıyorsunuz. Ben sonuna kadar bunları sizin gözünüze sokacağım, kaçış yok ve elimizden de kurtuluş yok, sonuna kadar çıplak aramayı itiraf edene kadar bütün bunları size sunacağım. Bunları da bilmiş olun!

“Bursa Cezaevinde 300 böcek öldürdüm” diyor eşim.

Bursa Cezaevi. “Aralık ayında hastaneye götürülüp akabinde hastane ortamına gitti diye eşim 15 gün tek başına hücrede kaldı, görüş yok. “sabaha kadar uyuyamıyordum, böcek kaynıyor 300 böcek öldürdüm diyor.” eşim.” Eşi böyle söylüyormuş. Düşünün yani! Hastaneye gidip gelmek, karantina hücresinde, kötü bir hücrede kalmanın bedeli bu oluyor arkadaşlar, o yüzden mahpuslar hastaneye bile gitmek istemiyorlar.

Patron ve işçiler Zaho’da mahsur kaldı

Bizim müdahale ettiğimiz bir olay. Patron ve işçiler Zaho’da mahsur kaldı. “Can güvenliğimiz yok.” Biz bununla ilgili de bir girişimde bulunduk. Soru önergesi verdik.

İktidar sürekli vaatlerde bulunuyor ama biz size çıplak gerçeği söyleyelim; millet aç değerli arkadaşlar!

Bir başka pandemi gerçeğini söylemek isterim. İktidar sürekli vaatlerde bulunuyor ama biz size çıplak gerçeği söyleyelim; millet aç değerli arkadaşlar! Bakın 20 Kasım 2020 tarihinde İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan genelge ile lokanta, cafe, restoran gibi yeme-içme faaliyetlerine paket servis haricinde son verildi. 100.000'e yakın işletme kapandı! 2 Milyon çalışan işsiz kaldı. Aileleri ile birlikte şu anda 8 Milyon kişi çok zor durumda ve buna yönelik etkili önlemler alınmış değil. Şu ana kadar yanlış politikalar sonucunda esnaf oldukça zor durumlara düşmüş durumda.

Türkiye’de gel de Roboski’yi hatırlama! İstifa eden tek yetkili yok! Hesap veren tek yetkili yok! İnsanlar insan muamelesi görmüyor!

Bir de önemli bir belge. Roboski’yi biliyorsunuz. Yıllardır unutamadığımız bir katliam. Onlarca çocuk gencimiz orada öldü! Size ilginç bir örnek ile Roboski konusunda olması gerekenin ne kadar uzağında olduğumuzu anlatacağım. NATO, İSAF kuvvetlerinin Afganistan'da Taliban yerine sivilleri vurduğu bir hadise var. Amerikan ve Alman güçleri Taliban yerine sivil insanları vurmuştu. 142 köylü vurulmuştu. Bir müddet Alman Savunma Bakanlığı bunu savcılıktan gizledi sonra ne oldu? Gerçek ortaya çıkınca tüm savunma bakanları, genel kurmay başkanı ve diğer görevliler istifa etti. Roboski katliamı Türkiye’de apaçık bir şekilde bir devlet uçağı ile yapılan bombalama ortaya çıkınca ne oldu? İşin üstü örtüldü, hiç kimse istifa etmedi! İşte Almanya ile Türkiye’nin farkı burada arkadaşlar! Bir sistem oluşturmazsanız, iktidara bağımlı bir yargı oluşturursanız ve iktidar kendi adamlarını kollarsa sonuç bu oluyor. Düşünün Afganistan’da ki bir bombalamada Almanya Savunma Bakanlığı yaptığı hatayı örtbas etmeye çalışmış daha sonra da bu ortaya çıkınca Alman Savunma Bakanı, Alman Genel Kurmay Başkanı ve diğer tüm yetkililer istifa ediyor. Türkiye’de gel de Roboski’yi hatırlama! İstifa eden tek yetkili yok! Hesap veren tek yetkili yok! İnsanlar insan muamelesi görmüyor!

AK Parti’ye karşı kapatma davası açıldığında o zamanlar ilk karşı çıkan yine ben olmuştum.

Kapatılma davasından bahsediliyor partimiz hakkında ama ben ilginç bir şey söyleyeceğim aslında kapatılma davası açılacaksa ki ben tüm kapatılma davalarına karşıyım AK Parti hakkında açılmalı çünkü Anayasa Madde 68.’e göre bölücü uygulamalar yapan, hukuk devletinden uzaklaşan, insan haklarına aykırı işler yapan, tek adamcı eylemleri olan partiler kapatılır, buna en yakın parti AK Parti görünüyor ama dün olduğu gibi bugün de kapatmaya karşıyım. AK Parti’ye karşı kapatma davası açıldığında o zamanlar ilk karşı çıkan yine ben olmuştum. O zamanlar Mazlum-Der Genel Başkanı’ydım o zaman da karşı çıktım. Şu anda HDP’nin kapatılmasına da karşıyım. Başka bir partinin de böyle uyduruk siyasi gerekçelerle kapatılmasına da karşıyım. Partiler kendilerini ifade edebilmeli ve geniş bir söylem marjı tanınabilmeli partilere diye düşünüyorum.

TİHEK Kurumsal ve Ombudsman makamlarına başvuru yapmanızı istiyorum değerli arkadaşlar.

TİHEK Kurumsal ve Ombudsman makamlarına başvuru yapmanızı istiyorum değerli arkadaşlar. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu ve Ombudsmanlık makamı yeterli başvuru gelmediği için sanki ortalık güllük, gülistanlıkmış gibi açıklamalar yapılıyor. Biz bu açıklamaları izliyoruz ve bu kurumlar yurtdışına da açıklamalar da bulunuyor. “İşte bakın bize insan hakları ihlalleri ile ilgili çok az başvuru geliyor. Demek ki insan hakları ihlali yok.” İnsanlar aslında bu tür kurumlardan ümidini kestiği için başvuru yapmıyor. Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na başvuru yapmıyorlar. Bu komisyona en çok başvuru yapan benim ve en çok cevapsız kalan da benim! Maalesef bütün başvurularımızı sümenaltı etmekle meşgul bir İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu var ama biz ısrarla bir gün bu ülkeye hukukun geleceğini, Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na da, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’na da, Ombudsmanlık makamı denen kamu denetçiliği kurumuna da ısrarla başvuru yapılması gerektiğini en azından başvuru yapılan bir ülke olduğumuzu göstermemiz gerektiğini söylüyorum, istenildiği kadar örtbas edilmeye, sümenaltı edilmeye çalışılsın, bizim bu ihlalleri belgelememiz gerekiyor.

Ordu’nun Ünye ilçesinde bir savcı arabasını park etmiş. Yanlış yere park edince bir vatandaş camına “Arabayı bıraktığınız alan yol girişidir. Bilgilerinize.” Diye yazmış ve bu notu yazan bu kişi savcı tarafından gözaltına alınmış.

Bakın size ilginç kamuoyu bunu konuşmuştu. Ordu’nun Ünye ilçesinde bir savcı arabasını park etmiş. Yanlış yere park edince bir vatandaş camına “Arabayı bıraktığınız alan yol girişidir. Bilgilerinize.” Diye yazmış ve bu notu yazan bu kişi savcı tarafından gözaltına alınmış. Daha sonra savcı hakkında sosyal medyadan gelen tepkiler üzerine soruşturma başlatıldı. Normalde sosyal medya tepkisi olmasa ne olacaktı? Savcı bey bu sıradan notu yazan kişiyi yazıdan dolayı gözaltına alıp tutuklayacaktı belki başına bir sürü iş gelecekti durduk yere. Doğru bir iş yaptığı halde bu olacaktı ama sosyal medya etkisi nedeni ile iş tersine döndü. Arkadaşlar illa sosyal medya etkisi ile mi Türkiye’de adalet vuku bulsun. İlla Twitter mahkemesi mi kurulsun? Bu ülkenin mahkemelerindeki savcılar, hakimler kendilerini ne zannediyorlar? “Vay bir vatandaş benim camıma bir not iliştirmiş onun canına okuyayım da görsün gününü.” Nasıl böyle kendilerini dokunulmaz insanlar zannediyorlar? Arkalarına siyasi iktidarı alarak bunu yaptıklarını çok iyi biliyoruz! Kararlarındaki adil olmayan kararlardan dolayı bunu çok iyi biliyoruz. Bakıyorsunuz iktidarı hiç incitmeyen kararlar veriyorlar, iktidarın istediği kararlar veriyorlar. Daha sonrada kendilerini çok güçlü görüyorlar, gayet rahatlar. Ne güzel bir dünya. “İktidarı arkama alayım, istediği kararı vereyim. Ben sonrası tufan.” Böyle şey olabilir mi arkadaşlar? Maalesef sistem bozuk, maalesef adalet yok ve bunun yansımaları böyle olaylar ile ortaya çıkıyor. Basit olaylar değil, Türkiye’de yargının ne durumda olduğunu, vatandaşın niye yargıya güvenmediğini gösteren hadiseler maalesef. Birtakım borsaların olduğu yönündeki iddialar boşuna mıdır arkadaşlar? Bu memlekette FETÖ borsası diye bir şeyden bahsediliyor, bunu eski iktidar siyasetçileri söylüyor! Demek ki bazı işler dönüyor! Biz bilemiyoruz ama çok etkili duyumlar da alıyoruz ve iddialar da duyuyoruz!

Van Büyükşehir Belediyesi kendi iktidarının adamları değil diye 306 işçiyi çıkardı.

Bakın Van Büyükşehir Belediyesi’nin çıkardığı işçiler halen perişan durumda! Van Büyükşehir Belediyesi kendi iktidarının adamları değil diye 306 işçiyi çıkardı. Bu işçiler diyor ki: “Sınır kapılarına gösterdiğiniz tepkiyi Van’daki diğer konulara da gösterebilseydiniz. “Körler-Sağırlar birbirini ağırlar.” Hiç kimsenin bizden haberi yok.” Diyor bu işçiler. “306 işçiye yapılanlar ne yargıda ne de yasa da herhangi bir yeri yoktur. 306 işçi 33 aydır açlıkla, sefaletle sınanıyor.” Diyor işçiler. Van Büyükşehir Belediyesi’nin bu işçileri geri alması lazım ve bu rezaleti bitirmesi lazım.

Her kesimin kendi acısına ağladığını görüyorum. Bu yanlış! Biz tüm toplum, her farklı kesimin acısını, gözyaşını kendi sıkıntımız olarak algılamadığımız müddetçe bu ülke, bu toplum kurtulmaz!

Şunu da söylemek lazım arkadaşlar. Her kesimin kendi acısına ağladığını görüyorum. Bu yanlış! Biz tüm toplum, her farklı kesimin acısını, gözyaşını kendi sıkıntımız olarak algılamadığımız müddetçe bu ülke, bu toplum kurtulmaz!

KHK’lılar çok sıkıntılardan bahsediyor ama KHK’lılar bu sıkıntıları yaşarken başkalarının da bunları yaşadığını ve bir insan hakları bilinci ile donanmaları gerektiğini öğrenmeli

Türkiye’de şu an yaşanan musibetler bize öteki gördüklerimizin haklarını kendi ihlal edilen haklarımız gibi hissettirmeli. Bunu da öyle görmediğimiz müddetçe bizim yaşadığımız sıkıntılar bize bir öğreticilik sağlamayacaktır. KHK’lılar çok sıkıntılardan bahsediyor ama KHK’lılar bu sıkıntıları yaşarken başkalarının da bunları yaşadığını ve bir insan hakları bilinci ile donanmaları gerektiğini öğrenmeli yoksa bir gün bu sıkıntılar biter işlerine geri dönerler veyahut da başka bir iş bulurlar. Bu herkes için geçerli. Kürtler, Aleviler, Solcular, zamanında başörtülüler her kesim bu ülkede sıkıntılar yaşadı ama empati yapmadığımız müddetçe insan haklarına ulaşamayız.

En ufak eleştiri yapsanız terörist diye anılıyorsunuz.

Bir iktidar var günümüzde herkese terörist diyor arkadaşlar. En ufak eleştiri yapsanız terörist diye anılıyorsunuz. Kürtler, Ermeniler, KHKlılar, Aleviler, komünistler, iktidara muhalif dindarlar, öğrenciler, işçiler, LGBTİ+ bireyler, sendikalı olanlar, muhalefet partisine mensup olanlar. Hepsi terörist olarak gösterilmeye çalışılıyor! Bu ifadeler hiç yakışmıyor! İktidar bu ifadeleri çok sık kullanıyor. Biz onlara terörist sizsiniz demek istemiyoruz. Öyle bir çuvala girip, birbirimiz ile itişip kakışmak ile vakit kaybetmek istemiyoruz, onlar ihlal dolu bir söz söylerken biz de aynı ihlal dolu bir sözü söylemek istemiyoruz! Herkes mi terörist ya? Sizin politikalarınıza aykırı her konuşan mı terörist? Bırakın bu ağızları. Terörist, vatan haini, devlet düşmanı. Kendi politikasını eleştiren herkese bu damgayı vuran bir iktidar var karşımızda ama bu şimdi de böyle değil. Bakın daha dün başörtüsü yasakları varken “Başörtüsüne özgürlük.” diyenler de terörist ilan ediliyordu, devlet düşmanı ilan ediliyordu. Şimdi başörtüsü yasağı bitti, başka şeyler talep edenler terörist, vatan haini ilan ediliyor. Bu tür bir tanımlamadan ne zaman kurtulacağız anlamak mümükün değil değerli arkadaşlar.

Cuma günü Ankara Çin Büyükelçiliği önünde Uygur Türkü kardeşlerimizin yanındaydım.

Uygur Türklerinin durumu oldukça sıkıntılı. Cuma günü Ankara Çin Büyükelçiliği önünde Uygur Türkü kardeşlerimizin yanındaydım. Oldukça büyük bir sıkıntıdalar. Yakınları binlerce yakınları Çin’de toplama kamplarında veya zindanlarda ve kimse onları duymak istemiyor, Çin devleti duymak istemiyor, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı yeterli ilgilenmiyor, iktidar bu konuyu bir para meselesine dönüştürmüş oldukça duygusal bir mevzuya dönüştürmüş. Siyasette, ticarette Çin ile çok iyi ilişkiler kurmuş durumdalar, batıdan ellerini çekmiş durumdalar, dört elle Çin’e yapışmış durumdalar ve kendilerini eleştirdiğimiz zaman “Çin’e savaş mı açalım?” diyorlar. Kimse size Çin’e savaş açın demiyor, diplomatik basamaklar vardır Çin’e tepki gösterin diyoruz ve bu binlerce Uygur kardeşimizin yaşadığı bu drama kulaklarınızı kabartın ve kendilerinden en büyük yardımı bekleyen Uygur kardeşlerimize el uzatın diyoruz. Bakın bu insanlar başka bir ülkede değil Türkiye’de Çin Büyükelçiliği önünde bunu yapabiliyorlar ve Türkiye’yi iktidarı, harekete geçmeye zorluyorlar!

KHKlı aileye İzmir Büyükşehir Belediyesi 10 Bin TL yardımda bulunmuş, peki Vakıfbank’a yatırılan bu parayı depremzede çekebilmiş mi? Hayır çekememiş.

Geçtiğimiz gün Genel Kurul’da da gösterdim, skandal bir vaka! Bir kişi İzmir’de depremde ağır hasar almış evi, belediye ona İzmir Büyükşehir Belediyesi 10 Bin TL yardımda bulunmuş, peki Vakıfbank’a yatırılan bu parayı depremzede çekebilmiş mi? Hayır çekememiş. Neden? “Sen KHK ile ihraç edilmişsin, banka olarak sana bu parayı ödeyemeyiz.” Denmiş, “Belediye yatırdı ödeyin bana.” Deyince; “Hayır yatıramayız sen listemizde sakıncalı kişi olarak görünüyorsun.” Denmiş ve daha sonra biz bunu genel kurulda gündeme getirdikten sonra bu kişiyi ertesi gün Vakıfbank aradı: “Tamam paranızı ödeyeceğiz.” dedi. Biz değerli arkadaşlar binlerce böyle vaka oluyor, her vakanın peşine mi düşmek durumundayız?

Bakın şu da Ankara Vakıfbank’ın işten çıkarılmış bir insana Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin ödediği 500 TL’yi ödememesi ile ilgili belgeler. Böyle de birçok kişiden belge aldık, neden? “Sen KHK ile ihraç edilmişsin, bankamızda senin ödeme işlemlerini yapamazsın.” Bu nasıl bir rezalettir? Nasıl bir Nazi uygulamasıdır? Olacak işler değil ama oluyor! Bunları ifşa ettiğimiz zaman bankalar özür dileyip parayı ödüyor, belki bize ulaşamayanlar veyahut da sesini duyuramayanlar olunca bu paralar ödenmiyor. Bu nasıl bir rezalettir? Nasıl bir skandaldır? Bankalar kendi kafalarına göre insanları terörist ilan etmişler. “Şunun parasını ödemem, bunun parasını öderim.” Peşinde koşuyorlar, olacak işler değil bunlar!

Migros Şekerpınar Direnişi devam ediyor! Baldur Şekerpınar Direnişi devam ediyor.

Migros Şekerpınar Direnişi devam ediyor! Baldur Şekerpınar Direnişi devam ediyor. Bu işçi kardeşlerimizin biz yanına gittik, destek olduk! Şekerpınar Migros tesislerinde büyük bir sıkıntı yaşanıyor. İnsanlar insan gibi görülmüyor, istenildiği zaman çıkarılıyor, zaten ucuz ücrette, kötü koşullarda, soğukta, olumsuz koşullarda mobing yapılarak çalıştırılan işçiler en ufak bir itirazlarında ya düşünün Anadolu yakasında Pendik’te oturan kişiler kişiler Esenyurt’a sürülüyor! Bunu da kabul etmeyince işten çıkarıyorlar. Güya işten çıkarma yok; “Kod-29 ile sen ahlaksız işler yaptın. Görevini ihmal ettin.” Denilerek Kod-29 ile işten çıkarılıyor. Migros bunu çok yapıyor ve maalesef de hiç de umrunda değil ama Migros şunu bilsin ki; büyük bir market, Türkiye’nin dört bir tarafında marketleri var ve biz bu işçilerin gasp edilen haklarının peşinde olacağız! Yarın öbür gün Migros bin pişman olabilir! Bakın o işçiler Migros Şekerpınarı’nın önünde boşuna eylem yapmıyorlar. Haksızlığa uğramışlar. Bu soğukta da, bu sıkıntı da sabahtan akşama kadar haklarını talep ediyorlar. “Niye sürgüne gönderiliyoruz? Niye mobinge uğratılıyoruz? Niye ücretsiz izne çıkarılıyoruz?” Diye feryat ediyorlar.

Baldur Süspansiyon işçileri de öyle! Kocaeli milletvekili olarak bu kardeşlerimi ziyaret ettim ve onların yanında olduğumu beyan ediyorum.

Bir 672 KHK’lı ihraç öğretmen bize diyor ki: “Özel okulda çaycı, şoför, temizlik görevlisi diye çalışabilir miyim?”

Bir 672 KHK’lı ihraç öğretmen bize diyor ki: “Özel okulda çaycı, şoför, temizlik görevlisi diye çalışabilir miyim?” diye CİMER'e sormuş; öğretmen olarak çalışmayı geçin yani bakın öğretmen olarak zaten çalıştırmıyorlar demiş ki “Özel okulda çaycı olarak çalışayım. Şöför, temizlik görevlisi diye çalışayım. Var mı izin?” diye Milli Eğitim Müdürlüğü’ne soruyor.  Bakın burada belgesi de var. Milli Eğitim’den gelen yazıda diyor ki: “KHK ile kamu görevinden ihraç edilen kişilerin Bakanlığımıza bağlı özel öğretim kurumlarında görev alamayacağı değerlendirilmektedir.” İşte rezalet bu boyutta arkadaşlar. Memleketin hali bu! Bir öğretmen özel okulda çaycı bile olamıyor. Diyor ki: “Sen orada çaycı bile olamazsın.” Bunun cevabı da burada. Memleketin felaket hali bu gerçekten!

İnsanlar gece gündüz böyle tehditler ile karşı karşıya.

Kaçırılmalar devam ediyor. Bakın Shabir Ahmad Rahmany diye bir kişi geçen gün Bursa’dan beni aradı. Kendisinin silahlı kişiler tarafından kendisini devlet görevlisi olarak tanıtan kişiler tarafından alıp götürüldüğü, tehdit edildiği, isim vermesi gerektiği daha sonra yarın yine gelecekleri yönünde beyanlarda bulunmuşlar. Ben de kendisi ile görüştüm, avukat ile görüşmesini, polisi çağırmasını istedim. İnsanlar gece gündüz böyle tehditler ile karşı karşıya.

Geçtiğimiz gün HDP Gençlik Meclisi’nden arkadaşlarımız Ankara’da siyah bir Transporter’a bindirilerek kaçırıldılar.

Geçtiğimiz gün HDP Gençlik Meclisi’nden arkadaşlarımız Ankara’da siyah bir Transporter’a bindirilerek kaçırıldılar. Sabahtan akşama kadar tehdit edildiler. “Niye Ankara’ya geldin?” arkadaşlar tamamen devlet denen bir şey ortadan kalkmış. Hukuk devleti zaten yok, devlet de yok, bir takım resmi görevli olarak kendini tanıtan kişiler siyah Transporterlara insanları atıp sorgulayıp, tehdit edip daha sonra bir daha şöyle, böyle yaparsa alıp uzun süre tutacağını söyleyerek bir takım laflara bırakıyor ve diyorlar ki: “O hani Gökhan Güneş’in bahsettiği görünmeyenler var ya, o biz o görünmeyenleriz.” Diyorlar. Arkadaşlar görünmeyenler kimdir? Bu memlekette nasıl bir düzen vardır? Kimdir bu görünmeyenler? Kim görmek istemiyor? Kim göstermek istemiyor? Bunun cevabını verecek kimse yok mu? Memleket iyice dağ başına dönmüş durumda. Bu memleketin bir İçişleri Bakanlığı yok mudur? İçişleri Bakanı hangi işlere bakmakta? Kendisini geleceğin lideri olarak hazırlamak dışında güvenlik ile ilgili herhangi bir işe bakmakta mıdır? Kaçırılan insanlar, çıplak aramalar, işkenceler konusunda tek bir sorumuza cevap vermeyen İçişleri Bakanı hangi işle uğraşmakta? Bunun bir cevabını versin bakalım.

HDP Gençlik Meclisi Üyeleri Ronda Bat ve Sultan Taş, Ankara’da kendilerini polis olarak tanıtan kişiler tarafından kaçırıldı.

HDP Gençlik Meclisi Üyeleri Ronda Bat ve Sultan Taş, Ankara’da kendilerini polis olarak tanıtan kişiler tarafından kaçırıldı. Serbest bırakılan gençler yaşadıklarını anlattı. Bakın her gün her gün bu hadiseler ile uğraşıyoruz!

Hüseyin Galip Küçüközyiğit halen ortada  yok! 40 güne yaklaşıyor ortada yok! Alıp götürüldü!

Eski Emniyet şube müdürü KHK’lı Kahraman Sezer, Diyarbakır Emniyet Şube Müdürüydü, tutuklu bulunduğu Diyarbakır Cezaevi’nde yakalandığı Covid nedeniyle genç yaşta, 48 yaşında hayatını kaybetti.

Eski Emniyet şube müdürü KHK’lı Kahraman Sezer, Diyarbakır Emniyet Şube Müdürüydü, tutuklu bulunduğu Diyarbakır Cezaevi’nde yakalandığı Covid nedeniyle genç yaşta, 48 yaşında hayatını kaybetti. Biz infaz indirim yasası sırasında bunu çok söyledik. Covid nedeniyle cezaevinde hayatını kaybeden insanlardan siz sorumlusunuz dedik ve işte böyle her gün ölüm haberlerini veriyoruz ve avukatı ile de görüştüğüm zaman Kahraman Sezer’in düşünün genç bir insan aslında, Kahraman Sezer’in çok büyük ihmaller ile gecikerek hastaneye götürüldüğünü öğrendik ve bununla ilgili de Adalet Bakanlığı’na soru önergesi vermiş durumdayım. Her Covid ölümünde böyle büyük ihmal ve skandallar ile karşı karşıya kalıyoruz.

22 yaşındaki polis memuru Halil Akkaya intihar etmiş, yaşamına son vermiş. İntiharından önce bir not yayımlayan Akkaya, mobbinge maruz bırakıldıklarını ve intiharın eşiğinde olduğunu belirterek "Cenazeme ne emniyet müdürü ne İçişleri Bakanı gelsin." ifadelerine yer vermiş.

Bakın arkadaşlar şu arkadaşımız da bir polis memuru! Beşiktaş İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde görev yapan 22 yaşındaki polis memuru Halil Akkaya intihar etmiş, yaşamına son vermiş. İntiharından önce bir not yayımlayan Akkaya, mobbinge maruz bırakıldıklarını ve intiharın eşiğinde olduğunu belirterek "Cenazeme ne emniyet müdürü ne İçişleri Bakanı gelsin." ifadelerine yer vermiş. İntihar notu da ortada, emniyet bütün bunlara rağmen bunları yalanlıyor. Biz herkesin başvurusunu kabul ediyoruz. Bu polis kardeşim keşke bize başvursaydı, 12 saat mobbingli bir çalıştırmanın insan hakları ihlali olduğunu söyleseydi ve biz de elimizden geleni yapsaydık. Biz de bir insan ayrımı yok. Her kesimden insanın bize başvurabileceğini söylüyoruz. Polis işkence yaparsa polisi eleştiriyoruz, polis ihlale uğrarsa polisin uğradığı insan hakları ihlaline karşı duruyoruz. Her zaman da böyle yaptık. Hiçbir ayrımımız yok. Bütün bunlar da bizi üzen hadiseler değerli arkadaşlar. Hiçbir kamu kurumunda hiçbir kamu görevlisine mobbing, işkence ve insan haklarına aykırı işler yapılmasın tekrar bunu söylüyoruz.

Hukukçu Bişar Alınak Kars Belediyesi’ne Kayyım ataması akabinde protesto ve basın açıklaması yapma hakkını kullandığı için suçlu görülmüş. Düşünün en basit bir protesto basın açıklaması yaptığınız için suçlu görülüyorsunuz.

Cezaevi ihlallerini anlattık. Çocukların cezaevi avlusunda koşturduğu, adliye koridorlarında uyuduğu bir Türkiye gerçeğinden bahsettik ve maalesef Bişar Alınak ve arkadaşlarının yargılaması ile ilgili de bir şey söylemek isterim. Hukukçu Bişar Alınak Kars Belediyesi’ne Kayyım ataması akabinde protesto ve basın açıklaması yapma hakkını kullandığı için suçlu görülmüş. Düşünün en basit bir protesto basın açıklaması yaptığınız için suçlu görülüyorsunuz. Bu sebeple halkı kin ve düşmanlığa tahrik, toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefetten 6 yıl hapis cezasıyla yargılanacak. Düşünün bir basın açıklamasın katılmış bir insan, yasal sınırlarda bir eleştiri yapmış 6 yıl hapisle seni yargılamaya başlıyor. Ne demek istiyor? “Sen sus kardeşim.” Denmek isteniyor.

Şerif Mesutoğlu’nun Anayasa Mahkemesi’nde ki kararı konusunda adalet beklediğimizi söylüyoruz.

Mehmet Bal İstanbul’da kaçırılan Batman’lı bir kişi nerede diye İçişleri Bakanlığı’na soruyoruz.

Hürmüz Diril her hafta soruyoruz, sormaya devam edeceğiz. Böyle bir şey olamaz. Eşi Şimoni Diril’in cesedi bulundu, Hürmüz Diril hala bulunamıyor, ne oldu bu insana? Hala etkili bir açıklama yapılmadı.

Gülistan Doku Dersim’de hala kayıp bulunamadı!

Gökhan Türkmen’in mahkemelerde yargılaması devam ediyor, Gökhan Türkmen işkence gördüğünü 9 ay boyunca gördüğünü söylediği için mahkemeleri şu anda kapalı, biz de gidip o duruşmalara gidemiyoruz ne oluyor ne bitiyor bize açıklamaları gerekiyor.

Yusuf Bilge Tunç 1.5 yıldır kaçırılmış durumda, 550 gün oldu hala ortalıkta yok! Türkiye’yi işte böyle bir haydutistana dönmüş durumda. Yusuf Bilge Tunç tüm çağrılarımıza rağmen hiçbir hakkında haber verilmeyen bir kişi, inanılmaz korkunç bir durum ile karşı karşıyayız, başka bir ülkede olsa bakan istifa eder, iktidar düşer çünkü 1.5 yıldır bir insanın devlet görevlileri tarafından kaçırıldığı ve bir yerde tutulduğu iddiası var ve bu insanın ne ölüsü çıkıyor ne dirisi çıkıyor bu konuda da hiçbir açıklama yapılmıyor!

Hüseyin Galip Küçüközyiğit 29 Aralık’ta kaçırıldıktan sonra ki kamera görüntülerinde onu takip eden 3 kişi vardı, kaçırıldıktan sonra 40 güne yaklaşıyor, herhangi bir haber yok! Türkiye böylesine skandallar ile kaçırılmalar ile işkenceler ile dolu bir ülkeye döndü. İktidarı hukuka çağrıyoruz, yasalara çağrıyoruz ve ağlayan anneler, eşler, çocuklar için insaf ve vicdana merhamete çağrıyoruz.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER