CHP LİDERİ ÖZEL:“CHP’NİN DURDUĞU YER EMEĞİN EMEKÇİNİN YANINDA OLMALI”

Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, Halk TV’de yayınlanan Gündem Özel programında soruları yanıtladı. Genel Başkan Özgür Özel, “CHP’nin temel durduğu yerin bir kere ona göre, buna göre değil kendi doğrusuna göre olması lazım. Bunun emeğin, emekçinin, ezilenlerin yanında bir çizgide olması lazım. Benim kendi çizgim budur, parti için önerdiğim çizgi budur. Ben partinin kendi kimliğiyle, altı oktan vazgeçmeden, kendini var eden kurucu değerlere sahip çıkarak, sol, sosyal demokrat, işçi örgütlenmesi için kendisini paralaması gerektiğini düşünüyorum” ifadesini kullandı.

SİYASET 06.03.2024, 11:55
CHP LİDERİ ÖZEL:“CHP’NİN DURDUĞU YER EMEĞİN EMEKÇİNİN YANINDA OLMALI”

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Halk TV yayınında kendisine yöneltilen sorulara şu yanıtları verdi:

SON SAHA ARAŞTIRMALARI VE MEYDANLARIN NABZI: Seçmenin vereceği karara şimdiden kimsenin ipotek koyması mümkün değil. Bize araştırmacıların söylediği, Ankara’da büyükşehirde yarışın bittiği, CHP’nin kaç belediye alacağı, Meclis çoğunluğunu rahat mı sağlayacağı yoksa bir iki sandalye fark mı olacağı? Yarışın orada geçtiğini söylüyorlar. İzmir ile ilgili bir risk yok. Zaten öyle bir şeyi hiçbir zaman beklemiyoruz. İzmir’de 9 seçilecek yerden kadın aday ve 14 40 yaş altı aday, sahayı çok heyecanlandırdı. 31 adaydan 27’si, yeni aday. Öyle olunca, ‘Ya ne oluyoruz bu kadar büyük bir değişim sonucu’ diye ilk başta tartışmalar yükseldi ama sahada inanılmaz bir karşılık var. Hele hele İzmir tarihinde ilk kez bu kadar yerli adayla yani sadece iki ya da üç ilçede aday doğmamış ya da doymamış, yaşamamış. Geçmişte bu 14’ü buluyordu. İzmir’de halktan çok teveccüh gördü liste. İstanbul’daki durum da şu, seçim bitti diyemeyiz. Ankara kadar rahat değil. Öndeyiz. Her geçen gün iyiye gidiyor. Puan olarak bize 7 puan diyen var, 9 puan diyen var, 4 puan diyen var ama günden güne değişiyor. Bir gerçek var. Sahada İmamoğlu’nun performansı, farkı biraz daha açıyor diye değerlendiriyoruz ama sonuçta en doğru anket, 31 Mart günü yapılacak. Sandık kapanana kadar seçmen fikrini değiştirebilir. Ondan dolayı herkes bir adım geride gibi çalışmalı. O şekilde çalışıyoruz.

PARTİDEN GELEN İSTİFALAR: CHP sosyal demokrat bir parti. Kendi içinde eleştiri, özeleştiri mekanizmalarının yoğun olduğu… Her dönem tartışmalar olur. En az istifaların olduğu dönem bu. Elbette tartışmalar da olur. 3 Mart tarihi itibarıyla tartışma kalmadı ama esas mesele şu, bunu partililer not ediyor bir yere. Aday gösterilmeyen bir aday adayının parti için çalıştığını ya da çalışmadığını partili unutmaz. Bir aday adayımızın, adayımıza destek vermesi gereken bir durum konuşulurken 2014 yılında aday gösterilmeyen bir aday adayının DSP’li adayla çekildiği fotoğrafa kadar hatırlanıyor. Bizim parti vicdanı bunları kaydeder. Bana ulaşan kadarıyla, birlik, beraberlik sağlanmış. Çok istisnai örnekler dışında. Birçoğuyla konuştum. Mesela bir aday, aday olmayıp ön seçime girdi. Ön seçimden çıkamadı, başka partiye gitmeye kalktı. Ben de aradım ‘Ön seçim dediniz yaptık, hile yok. Adayın biri açık farkla kazanmış. Sen gel partine kaybettirme’ dedim. ‘Genel Başkan beni üç kere aradı. İBB’de görev teklif ettiler’ dedi. Edilmedi ama edilseydi bile kamu görevi teklif edilmiş. Sonradan açıklık getirdi, ‘Beni İBB’den bürokrat aradı’ diye. Bazen de yaralar çok taze diye arıyorsun. O da genel başkan arıyor diye farklı bir şey yapıyor. Gürsel ağabey ile bir sorun yaşamayız. Battal İlgezdi ile bir sorun yaşamayız. Adayın elini tutmuş kaldırıyor, onun için çalışıyor. Gürsel ağabey bu süreçleri kendisi de çok yaşamış birisi. Geçmişte hani yüksek enerjili hal geriye döndüğünde o da üzülür. Bir sıkıntı olmaz. Partide konuşulacak böyle bir şeyimiz kalmadı.

KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN TUTUMU: Bugün emeklilerin bayram ikramiyesi konuşurken ‘Bu varsa Kemal bey sayesinde var’ dedim. Mamak’ta söyledim. Önceki gün de söyledim. İsmini anınca memnun oluyoruz. Bunları açıklamak bana düşmez kendi taktirindedir ama geçen gün bir söyleşisinde okuduğum kadarıyla ‘Şimdilik düşünmüyorum’ demiş. Ben kendisine ‘Uygun gördüğünüz zeminde birlikte olmak isteriz’ demiştim o da düşüneceğini söylemişti. Art niyet aramamak lazım. ‘Yeni bir genel başkan var, ona alan açmak lazım’ diye bir kulis haber okudum. Kendisinin ağzından duymadım. Kendisi önceki genel başkanlarla birlikte sahada çalışma olmadığı için kıyaslamadan kaçınıyor olabilir. Bunu kötüye yormamak lazım ama örneğin Kemal Bey herhangi bir yerde kampanyaya bir katkı vermeye niyetlenirse inanılmaz mutlu olurum. Bütün Cumhuriyet Halk Partililer mutlu olur. Şu anda kararlaştırmadık. İlçe mitinglerini ölçüyoruz. Ama Ankara’da bir büyük miting yapacak olursak Kemal Bey’i davet etmeden olmaz. Tunceli programına bakarız. Sembolik birkaç yere birlikte gitmeyi isterim. Aramızda da Kemal beyle kesinlikle soğukluk, sürtüşme, çekişme yok.

‘CHP’DE 1 NİSAN İÇİN ÇALIŞMA VAR’ İDDİALARI: Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel başkanının nasıl değiştiği ortada. O bizim kendi iç meselemiz. CHP olsa olsa Türkiye’nin çoklu yarışla genel başkana rakip çıkan ve o rakibin seçimi kazanabildiği tek partidir. İşlerine baksınlar. Bazı illerde, hep olur, bir belediye başkanı vardır. Yapılan seçimlerde ilçe seçimini onun desteklediği aday kazanmıştır, onun devamını istiyorlardır. Ya da ilçe başkanı, aday olmak istemiştir, olamamıştır. O zaman ilçe yönetiminde kırgınlık olduğu vakadır. Böyle şeyler yüzde 3-5 olur. Burada yapılacak iş, örgütü görevden almak, yerine yenisini atamaktır. Bazı ilçelerde atıl kalan, ondan beklediğimiz performans gösteremeyenleri arayarak hatalarını söyleyerek bir noktaya getirdik. Partimizin başarısı için çalışmayan olursa görevden alırız. Bazı kişilerden bahsediliyor. Onları kim buralara nasıl dahil etmiş, onlara inanmıyorum. Güya Kemal Bey’i savunan bazı hesaplar internette, öyle abuk sabuk şeyler yazıyorlar, öyle iftiralar atıyorlar. Böyle tümör gibi tipler var. Bu tümörlerle başka bir yöntemle baş etmek lazım. O, bugünün işi değildir.

MURAT KURUM AKP İÇİN DOĞRU ADAY MIYDI?: Bu benim işim değil. Ben kendi adaylarım doğru mu, değil mi? Saha performansı ne? Murat Kurum’u alaya alacak bir tarafım yok. Kendisi bakanlık yaptığı süreçte de doğal afetler ve depremler sırasında karşılaştığımızda konuştuğumuz, bilgi aldığımız birisi. İstanbul’a aday gösterilmiş. Onu seçimin sonucu gösterecek. Binali Yıldırım’ın gösterdiği performansa yaklaşır, yaklaşmaz bilmem. Benim Pinokyo değişim şundandır. Tam aday adayların çekilme gününün son günüydü. Murat Kurum çıktı, ‘Gazze 31 Mart’ı umutla bekliyor. 31 Mart’ta seçimi kazanırsak Gazze’ye yardım yapacağız’ dedi. Böyle yalan olur mu? Gazze’ye yardım yapacaksan sen kaç senedir iktidarda değil misin? Refah Sınır Kapısı’nı zorlayacak siz değil misiniz? İsrail ile bu kadar iyi ilişkiler kuruyorsunuz da oraya insani yardım yollama konusunda, sanki İstanbul Büyükşehir Belediyesi yardım yollamamış gibi bir şey yapıyorsun. Böyle yalan olur mu dedim. Yardım yollandı, geçen sene de yollandı. İstanbul Büyükşehir yine Filistin’e 6 TIR Ramazan öncesinde yardım yollamıştı. Bu bugünün işi değil. Ayrıca Murat Kurum’un söylediği büyük bir yalan.

SANDIK GÜVENLİĞİ: 14 Mayıs günü yaşananlarla ilgili o ortaya çıkan travma dönemindeki rakamlar ve o rakamların büyüklüğü arkadaşlarımızı yanıltmış olabilir. 14 Mayıs günü o 17 bin rakamına ulaşmak için 7 ilde seçime girmedik. 7 ilde seçime girmediğimiz için İYİ Parti’nin adaylarına teslim ettik. Oralara zaten sandık görevlisi teknik olarak resmen veremiyorsunuz. Orada müşahit yollarsanız yolluyorsunuz. O 17 bin rakamının içindeki 13 bin küsürü oradandı. Bizim esas her zaman olamadığımız 3 bin 500, hiç olamadığımız coğrafyalarla ilgili. Sorunlu yeri aşan bir şey yoktu. Bugün Türkiye’nin herhangi bir ilçesine gidin, 14 Mayıs gecesi sistem çöktü mü deyin. Yok hiç bu kadar iyi çalışmamıştı diyorlar. Elimizde ıslak imzalılar var. Yüksek Seçim Kurulu tamamının PDF’sini taradı ve koydu. Karşılaşıp, sonucuna 2 gün içinde itiraz etmediğimiz yok. İtirazlar karara bağlanmış. İsteyen oturur sayar. Yani şöyle bir kolaycılığa gidiyor bizimkiler. Aslında seçimi sandıkta kazanmıştık da, sonra kaybettik. Islak imzalıların tümü seçim kurulunun sitesinde duruyor. CHP’nin elinde son seçimin tutanakları var, tutanakları dijital olarak karşılaştıran sistemi de var, manuel karşılaştıran ilçe ve il genel merkezi bazında yapılıyor. Halen üstüne çalışılıyor. Yerel seçimler şöyle seçimlerdir. Zayıf olduğunuz yerde, sandığı koruyamadığınız yerde zaten adayınız yoktur. Zaten biz bu seçim, geçen seçim 800 aday gösterirken bu seçim 1150 aday gösterdik CHP olarak. Tarihinin en yüksek aday gösterme oranında CHP. Ona çok önem veriyorum. Güçsüz olduğunuz yerde ya adayınız yok ya da adayınızın iddiası yok. İddialı olduğunuz yerde örgütünüz güçlü. Sandığa sahip çıkma diye bir sorununuz yok. Şu anda iddia koyduğumuz yani bizde olan, yüksek ve orta fırsat olarak gördüğümüz sandıklarımızın tamamında hem görevlilerimiz, hem yedekleri var.

OY KULLANMA KONUSUNDA İŞTAHSIZLIK OLDUĞU İDDİALARI:  İYİ Parti ile işbirliği sandık güvenliği açısından bizi zafiyete uğratıyor. Çünkü bazı yerlerde girmiyorsunuz, orada sandığa görevli veremiyorsunuz. İYİ Parti’nin sandık güvenliği konusunda yeni bir parti olması, insan kaynağı, geçmiş tecrübe. Bizim sandık güvenliği ile ilgili ordumuz var, parti okulumuz var. Düzenli eğitimlerimiz, sertifikasyon programlarımız var. Bu çok üzerine titrediğimiz bir mesele. İstanbul örgütümüz o kadar güçlü bir sandık güvenliği olan, sandık sorumluluğu alan bir örgütümüz ki, geçmişte de öyleydi. Bugün de öyle. En ufak bir zafiyet yok. Yedeklerine kadar hepsi hazır. Bu sandığa katılım oranı ve isteksizlik. En çok seçimde oyların çalındığı ya da partinin sandığa giren oyu koruyamadığı algısı köpürtülerek yükseltiliyor. İnsanların sandığa oy atana kadar oy kendi namuslarıdır, atıldıktan sonra bizim namusumuzdur. Biz bunu son seçimlerde de, geçen yerel seçimlerde de, tekrar edilen yerlerde de

CHP HANGİ İL VE İLÇELERİ ALACAK?: Lütfü Savaş meselesinde ilk günden beri hem Hatay’daki hem Twitter’daki tansiyon, İstanbul’daki, Anadolu’daki tansiyonun birbirinden farklı olduğunu ölçümlerle gördüm. Öyle olmasaydı dünya kadar aday değiştirdik. İzmir’de 21 aday değiştirmişiz. Memnuniyet anketine bakıyoruz, partinin üzerinde seçildiği noktanın ilerisinde oyu olmayan ama aslında aday gösterildiğinde seçilecek bile olan adayları daha genç, kadın aday için, gençleşmenin, dinamizmin fitilini ateşlemek için… Selçuk’taki adayımız. Muhteşem bir belediye başkanı. Etrafında çok iyi biliniyor ama Bergama, Dikili, Aliağa’da adını bilen yok. Çok istedik mesela böyle bir görevlendirme yapmayı. Gelecek sefer ben olurum olmam. CHP’nin MYK’sı, PM’sinde 9 tane cıva gibi İzmir’in en önemli ilçelerini yönetmiş, 30’lu yaşlarında kadın belediye başkanları olacak. Hadi bunlardan 1-2’si kaybetmiş olsun. 7 tane olacak. Cumhuriyet tarihinde 6 tane var zaten. Hiçbirinin de kaybedeceğini düşünmem. Bir kere geçtiğimiz seçimlerde İYİ Parti’nin yüzde 10’luk potansiyeli ile bizimle olduğunu görmek lazım. O zamanki ismiyle HDP’nin, şimdi DEM’in. O zaman ne dediler? Biz AKP’ye kaybettirmek üzere strateji kuruyoruz. Hiçbir şey istemeden AKP’ye kaybettirecek adayları destekleyeceğiz dediler. Onların da yüzde 10’a yakın bir oyu vardı. Bu seçim de böyle bir yaklaşımla, yani İYİ Parti ile bir mutlak işbirliğinden, diğer tarafta da HDP, ben geçenlerde de bunu söylerken bazı yerlerde bize kaybettiriyor. Bir tek orayı alıp, işte biz size kaybettireceğiz, kaybettirmeyeceğiz polemiği içine filan çekiliyor. Bazı yerde varlıkları bize kaybettirebilir. Burada önemli olan bu 11 büyükşehri korumaktır. Çünkü o 11 büyükşehirde belediyeler 5 yıldır bizim tarafımızdan yönetiliyor. Ben çok iyi hizmet yaptığımızı, insanların gerçek anlamda yani AKP istediği kadar AKP belediyeciliği desin, Melih Gökçek’in parsel parsel satan belediyeciliğinden, İstanbul’un üstünde helikopter ile kupon arsa belediyeciliğinden veya yüzde 10’u almadan imarı bilmem ne yapmadan, bambaşka bir belediyeciliğe geçtiğimizi, dayanışma, sosyal belediyeciliğe geçtiğimiz herkes gördü. Bu yüzden işimizin kolay tarafı bu. Yoksa yüzde 20 geriden başlıyoruz. Bizim bugünkü anket sonuçlarına yüzde 20 ekle, bütün Türkiye’yi alırız. Kayseri’de iddialıyız yani. Öyle eklediğinde. Ben 11 ilin alınmasını önemsiyorum. Hiçbir zaman kaybetmek istemem ama mesela Bursa çok iyiye gidiyor. Acayip iyi. Manisa’da oldukça olumlu seyrimiz var. Balıkesir zaten ben söyleyince birazcık alınmalar, kızmalar oluyor. Kimseyi de kızdırmak istemem ama Balıkesir’de vicdan Ahmet Akın diyor zaten. Yani geçen aldığımız seçimi İYİ Parti’nin talebi üzerine Ahmet Akın’ın güldür güldür, açık ara aldığı seçimi Ahmet Akın’ı gözyaşları ile çekip verdik. Onu İsmail Ok’a verdiler, İsmail Ok seçimi elleri ile AKP’ye hediye etti. Ödüllendirildi, İsmail Ok. AKP şimdi onu milletvekili yaptı. Düpedüz milli irade hırsızlığı, siyasi yankesicilikle karşı karşıyayız. Ben Balıkesirlilerin Ahmet Akın’a, bu sefer hakkını teslim edeceklerini ve Ahmet Akın’a en iyi hizmeti yapma imkanını bu sefer sağlayacaklarını düşünüyorum. Balıkesir’de benim de Meral Hanımı üzmek, kızdırmak niyetim değil ama hepimiz şahidiz ve biliyoruz ki ‘Hiçbirine borcum yok, sana borçlandım’ demişti. Hakikaten Ahmet çok efendi davrandı. Bazı yerde il başkanları istifa etti, bazı yerlerde adaylar olmadık açıklamalar yaptılar. Ahmet Akın, partimiz bu kararı verdiyse tamam dedi ve koştu orada çalıştı. Şimdi yeniden Ahmet Akın aday ve ben Balıkesir’in vicdan terazisinde, Balıkesir’deki iyi insanların o teraziyi dengeye getireceklerini düşünüyorum.

NEDEN MERAL AKŞENER’E BU KADAR HOŞGÖRÜLÜSÜNÜZ?: Eski dosttan düşman olmaz da ondan. Şimdi birkaç şey, bunların hepsi bir strateji, ölçeme ve değerlendirme, sebep ve sonuç değil. Birincisi bir siyaset yapış biçimi ile ilgili bir mevzu var. Meclis’te en çok tekrar ettiğim söz şudur, muhalefete muhalefet etmem. Ben 9 sene grup başkanvekilliği yaptım. 8,5 sene. Halen grup başkanıyım. Meclis’te iki muhalefet partisi kavga etse yolunu bulur araya girerim. Bir şekilde bu lafı söylerim. Muhalefetin muhalefet ile çatışması iktidarı zevkten dört köşe yapar. Ben o yüzden hiç muhalefet ile çatışmadım, çatışmam. Çok nadir, yani nefsi müdafaa haklarımız saklıdır. Çok sert bir laf söylenir, döner cevabını veririz ama uzatmayız. O yüzden ben burada AKP ve MHP ile mücadele ediyorum. Ne işim var benim İYİ Parti ile? İYİ Parti’nin yöneticilerinin niyetini okuyamam, bilemem. Ama bildiğim bir şey var. İYİ Parti’nin seçmeni ve üyesinin iki temel motivasyonu var. Biri saraya, tek adam rejimine itirazdır. İki, Devlet Bahçeli’ye itiraz. Çünkü onlar parti içi bir mücadelede, kurultaylarını kazandılar. Bahçeli AKP ile anlaştı, kurultayını bozdurdu. İptal ettirdi, geri kalanın hepsini partiden atıyordu ve onlar da ayrı parti kurdular. Bu şartlar ortadan kalkmadıktan sonra İYİ Parti’nin tabanı, İYİ Parti’nin seçmeni, gönül verenler, üyeleri bu temel iki rahatsızlıkları çözülmedikten sonra nasıl olacak da muhalif seçmen olmayacaklar? O yüzden ben bir, iki İYİ Partili onu demiştir, bunu demiştir ayrı. İYİ Parti’nin şurasında güneş olan birisini gördüm mü, altı oku gördüm mü de sarılır, herkes bilir. O iyi bir insan gördüm derim, sarılırım. Bu Iğdır’da da böyle, Niğde’de de böyle, Antalya’da da böyle, Tekirdağ’da da böyle. İyi insanlardır hakikaten. Atatürkçüdürler, demokrattırlar, sosyaldirler, kimseye karışmazlar, dinini yaşar ama kimsenin dinine karışmaz. Tam bir Anadolu demokratıdırlar. Ben bu seçmenle kavga edecek değilim.

1 NİSAN’DAN SONRA İYİ PARTİ CUMHUR İTTİFAKI SAFINDA OLURSA?: Elbette şaşırırım. Meral Hanımın tek adam rejimine karşı nasıl samimi mücadele verdiğinin tanığıyım. Eski dosttan düşman olmaz dediğimizin böyle bir karşılığı var. Ama Bahçeli neler neler söyledikten sonra bunları yaptı. Siyasette neler oluyor. Ama o zaman şu olur, zaten bu sistemin en büyük sıkıntısı bu. Siyasal meşruiyeti olmayan bir birliktelik olur. Ne için, bu seçmenden siz muhalifsiniz, tek adam rejimini ortadan kaldıracağız, güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçeceğiz diye oy aldınız. Milletvekili sayınız, muhalefet seçmeninin size muhalefet edesiniz diye ya da bizimle birlikte iktidar edesiniz diye, güçlendirilmiş parlamenter sistemi hayata geçiresiniz diye verdiği oy. Şimdi siz o oyu, arada bir seçim daha olmadan, seçmenle konuşmadan ona kendi meramını yeniden arz etmeden, yeni destek almadan oraya taşırsanız, görüntüde AKP’nin tükenmekte olan yüzde 40’ların altına veya 35’lere gerilemiş şeyini, milletvekili sayınızla bir yere taşımız olursunuz ama siyasal meşruiyet tartışması çıkar. Erken seçim tartışmaları başlar. O yüzden bu öyle şey. Ben zaten Meral Hanım’dan öyle bir şey beklemem ama dediğiniz bu sistemin en tuhaf tarafı o.

SELİM TEMURCİ’NİN “MURAT KURUM’U DESTEKLİYORUZ” AÇIKLAMASI: O, partiyi bağlamıyor. Çünkü o partinin en üst düzeyden genel başkanından, bana Selim Temurci’nin açıklamalarından duyulan üzüntü ve partinin kanaati paylaşmadığı, Sayın Başbakanın, Hoca’nın doğrudan iletildi. Sayın Selçuk Özdağ kanalı ile doğrudan bunu bana iletti. Selim Temurci’nin görüşleri kendi görüşü olduğunu, Başbakanımızı üzdüğünü, tutumumuzun böyle olmadığını ve kesinlikle Kurum’u desteklemek gibi bir durumun olamayacağını üzüntülerini iletiyoruz deyip ilettiler. Bunu söylemesem zan altında kalıyor Gelecek Partisi. Sayın Selçuk Özdağ bana bu olay olduktan 3-4 gün sonra geldi.

MUHALEFETİN DAĞINIKLIĞINA İLİŞKİN: Ben geçmiş seçimin defterini kapattım. Eski ittifak ortaklarıma saygılıyım ama onlarla çatışma gibi bir işim yok. Kendim 1 Nisan’dan sonra gerçek bir sol parti olarak, emeklinin, emekçinin önüne düşerek, yoksulun hakkını savunarak büyük bir mücadele ile partimi bu ülkedeki bütün sıkıntılara çare olabilecek tek parti olarak gösteren, bunu halka doğru anlatan bir yola çıkıyorum. Bu yolla da iktidar olmak istiyorum. Koalisyon, ittifak kurar mıyım? Gelecek seçim yaklaşırken bakarız. 

“CHP SAĞA KAYDI AMA BİZ DÜZELTECEĞİZ” SÖZÜ: CHP gibi kitle partilerinde otomatikman kanatlar olur. Kimi sağdan gelmiştir, onu savunur. Kimi partinin doğru stratejilerinin sağ seçmenden oy olmak üzere evrilmesini savunur. Herkes fikrini söyler. PM’de, MYK’da özgürce tartışılır. Ama en sonunda ister istemez genel başkan partinin genel politikalarına karar veren noktada olur, o tek başına karar vermez ama tartışılır. Ben bütün süreçte CHP’nin belli noktalarda nasıl davranması gerektiğini, bugünkü tutumumla uyumlu tezlerle hep savundum. Bunu hem MYK’daki arkadaşlar, zaten bunu kurultayda da il il gezdiğimiz yerlerde de kimseyi kötülemeden, kimseyi zor durumda bırakmadan, kelimeleri dikkatli seçerek ifade etmiştim. Şimdi biz kurultayı geride bıraktık. Zaten kurultayda öncesinde ne dediysek, ne röportaj verdiysek delegelerimiz de bize bir görev verdiler: Benim görevim şu, CHP’nin başının üstünde yüzde 25’lik görünmez cam tavan var. Bu bazen sahada çalışması gerekeni bile ‘Yahu öyle de 25, böyle de 25.’ Ya da milletvekilli listesi yaparken zaten yüzde 25 alıyoruz, hiç olmazsa bir ittifakın olanaklarını sağlayacak bir dağılım yapalım gibi. Partinin bir türlü geleceğine dönük kendi hamlesini yapmayı engelleyen, öğrenilmiş çaresizliğe dönüşüyor. Ben öğrenilmiş çaresizliğe itirazın adıyım. Sesiyim. Ben CHP’yi örneğin dış politikada, Kıbrıs’a giderek, Aliyev’le görüşerek, Bosna Hersek’i ziyaret ederek,  Alman Sosyal Demokratları ile iyi ilişkiler kurarak. Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcılığına seçildim, 11 yıldır ilk kez olan bir şey. Bunları yaparak, CHP’yi dünyadaki akrabalarımız ile hem dış politikada etkili bir CHP, hem de dış ilişkilerde etkili bir CHP. Hem akrabalarımız ile birlikte bölgemizde, Balkanlarda, dünyada solu tartışan ayrıca Türkiye Cumhuriyeti’ndeki sol partilerle birlikte onlara önderlik yapabilen bir CHP. Bunların hepsinin ilk adımlarını attık. Bir tek Aliyev, seçimden sonraya kaldı Azerbaycan ziyareti. CHP’nin temel durduğu yerin bir kere ona göre, buna göre değil kendi doğrusuna göre olması lazım. Bunun emeğin, emekçinin, ezilenlerin yanında bir çizgide olması lazım. Benim kendi çizgim budur, parti için önerdiğim çizgi budur. Ben partinin kendi kimliğiyle, altı oktan vazgeçmeden, kendini var eden kurucu değerlere sahip çıkarak, sol, sosyal demokrat, işçi örgütlenmesi için kendisini paralaması gerektiğini düşünüyorum. Basın özgürlüğü için kendini paralaması, gerçek bir basın kanunu için kendini paralaması gerektiğini düşünüyorum. Emeklilerle bir sokakta oturuyor olması gerektiğini, işçilerle yürüyor olması gerektiğini, en net tavrım da şu, demokrasi tepki ve protesto rejimidir. Bugün Beyaz Saray karşısında protesto yürüyüşü yapılabiliyor, polis göstericileri koruyor. İngiltere’de 10 numaranın karşısında, Almanya’da Bundestag’ın karşısında yapılan gösteri hadi gelsin de burada saraya doğru bir mendil atmaya kalk bak. O kolunu koparıyorlar mı koparmıyorlar mı? Böyle inanılmaz bir şey. Her sokağa çıkan darbeye çıkıyor, her bilmem ne yapan. Böyle bir şey yok. Bunu ısrarla söylüyorum. Bundan sonra kimin hakkı yeniyorsa sokağa çıkacak, önünde Özgür Özel, CHP yürüyecek. Önümde yürüme, yanımda yürü diyenin yanında, yanımda değil iki adım arkadan yürü diyenin iki adım arkasında ama sokağa, meydanı kriminal olmaktan, hakkı aranamaz olmaktan, talebi edilemez olmaktan çıkarıp kardeşim demokrasi dediğin, parlamento dediğin bu.

EMEKLİLER İÇİN MİTİNG PLANI: Adalet mitingini yapmaya karar verdik. Bütün Türkiye’yi çağırdık, bütün partileri çağırdık, görüşmeleri yaptık. Bütün otobüsler tutuldu, otobüslerin yola çıkacağı akşam Kuzey Irak’ta askerlerimiz şehit oldu. Bütün il başkanları bu miting bu şartlarda olmaz dedi. Bu seçim gündemindeyken burada bir Anayasa mitingi yapacağım diyemezsiniz. Siz siyaseti beden çok yakından ve uzun süredir takip eden insanlar olarak. Seçimlere 25 gün kalmış, her gün günde 3 miting yaparken, tutup ben şimdi durun burada Anayasa mitingi yapacağım. Anayasa mitingini güçlü kılan şuydu, bütün siyasi partilere çağrıda bulunduk. Çok sayıda siyasi parti katılıyordu. Bazı partiler geliriz, konuşuruz dediler. Bazı partiler geliriz temsil ediliriz, kimisi temsilci yollarız dediler. Bütün sivil toplum örgütleri ve meslek örgütleri katılıyordu. İnanılmaz bir miting yapmaya hazırlanıyorduk. Bu mevzuda diğer siyasi partilere gel benimle miting yap, bu kadar yoğun bir siyasi atmosfer varken, efendim sivil toplum örgütlerine, sendikalara, DİSK’e, Türk-İş’e benim mitingime gel demek olmaz. Pratik siyaset mantığı içinde 1 Nisan’dan önce farklı temalı bir miting yapmak doğru değil. Hatta bir istismar gibi düşünülür. Yani şöyle algılanır, kendileri meydanları doldurmak yerine bu milleti anayasa şeyiyle kendi mitinglerine çağırıyorlar denir. Bu doğru olmaz. Eğri oturup doğru konuşalım. Ama şöyle bir gerçek var. Emeklilerle ilgili ben her gün miting yapıyorum. Bakın bütün gün mitinglerimde şunu söylüyorum, Tayyip Erdoğan benimle kavga etmek istiyor. Ben onunla kimlik siyaseti üzerinden kavga etmeyeceğim, şunun üzerinden, bunun üzerinden edeceğim, emekliler, yoksullar için edeceğim. Güvencesizler için edeceğim diye konuşuyorum. Emeklilere 7 bin lirayı 10 bin lira yaptılar, yüzde 33 gibi komik bir zam verdiler. Ben o günden beri emeklilere yapılanın büyük bir haksızlık olduğunu, 3 Kasım 2002’deki emekli maaşının 1,5 asgari ücret olduğunu, onun karşılığının bugün 26 bin lira olduğunu, 10 bin liranın 0,59 asgari ücret olduğunu, 7 bin 500 lira olan maaşa yüzde 33 zam yapmanın gerçek enflasyonun yüzde 120 olduğu yerde emekliyi perişan ettiğini ve emeklinin hakkının verilmesi gerektiğini. Kanun teklifi verdik. Emekli kart çıkarın. Elektrik, doğalgaz ucuz olsun. Şu hizmetler bedava olsun. Her bir emekliye en düşük emekli maaşı alanların maaşı, asgari ücrette tabanlanacak şekilde tamamlayıcı sigorta gibi bir şey yapalım, yani ödeme gibi bir şey yapalım diye önerilerde bulunduk. Her gün de başka bir örnekle. Örneğin bin liralık ilk çıktığında emeklilere bayram ikramiyesinin 24 kilo kıyma aldığını, bugünkü 3 bin liralık ikramiyenin 6 kilo kıyma aldığını, emeklinin iftar sofrasından, kursağından, emeklinin buzdolabından 18 kilo kıymanın çalındığını, bir başka gün başka örnekle ayçiçeği, tereyağı ile sürekli emeklinin sorunlarını gündemde tutuyorum. 1 Nisan’dan sonra mitingler bitecek. Bir gün emeklilere gelin hakkınızı birlikte arayalım diyeceğiz. O gün sokakta olmaya çağırıyorum. Bu terörizm filan değil. Cam çerçeve kırma değil. Emeklinin hakkını almak için emeklileri, işçileri direnmeye çağırıyoruz. Biz meydanları, sokakları dolduracağız, vurmayacağız, kırmayacağız. Terör yaratmadan bu ülke tepki ve protestonun hak olduğunu yeniden hatırlayacaklar. Bu bir anayasal geri kazanım sürecidir.  Bu toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını, insanları kriminalleştirerek, şeytanlaştırarak o hakkı kullanmaktan men etmektir. Fiili durum yaratıyorlar. Ben bunun karşısında en önde olacağım. 10 bin lira veriyorsun, ev kendinin değilse kira olduğunda ki bir emeklinin tek başına yaşaması mümkün değil artık, emekli buna tek başına kışkırmayacak, Özgür Özel kışkırtıyor diyor. Emekli meselesi ki şu anda toplumun en mağdur edilmiş kısmı, asgari ücrette de öyle. Bir de işsizler var ki onları hiç konuşan yok. Bu ana gündem oldu. Bunda önce çok da üzülürdüm, gidiyorum bir yere, hep bana şey derdi insanlar yahu ekonomi konuşun, milletin derdini konuşun. Tabi genel başkan olunca bunları yapabiliyorsun. 1 Nisan’dan sonra bir büyük mücadele başlatacağız. Anayasal hakların geri kazanımı. Barınmak da haktır. Sen üniversiteye kayıt yaptıracaksın öğrenciyi sonra ev kiraları çok, yurt da çıkmadı diye kaydını donduracak ve dönecek. Anayasal barınma hakkını da savunacağız, insanları karnın doyması, sağlığın bir bütün olarak, ruh sağlığı ve beden sağlığı dahil iyi bir beslenme ile başlayan sağlık hakkının da arkasında, barınma ve beslenme hakkının duracağız, bunun yanında tepki ve protesto hakkının arkasında duracağız. Anayasal geri kazanım sürecini böyle çok geriledik muhalefet olarak toplum olarak, kendi kalemizin önünde, şimdi hep birlikte, bazen olur ya top havaya dikilince stoper çık çık der, bütün defansı orta sahaya kadar çeker. Ben bütün toplumsal muhalefeti dilim döndüğünce, gücüm yettiğince bizim kalenin önünden önce bir orta sahaya kadar çıkarmam lazım. Defansı önde kuracağız, sonra en iyi savunma hücumdur, hücuma geçeceğiz. Başka çaresi yok.

DEM PARTİ İLE İLİŞKİLER?: Şimdi ittifak dediğiniz bir ittifakın senedi olur. Bana deseniz ki Sayın Özgür Özel partinizle övünebilirsiniz bir hakkınız var. Tek jokeriniz. Neyiyle övünürsünüz? Ben şununla övünürüm: Bütün partilerle bayramlaşabilen tek parti biziz. Mecliste grubu olan bütün partilerle eşit, etkili, seviyeli bir ilişki götürürüz. Ama bir yandan baktığımızda şöyle bir mevzu var. Biz DEM’le mecliste görüştüğümüzle onların bize ziyarete geldiğinde onları ziyarete gittiğimizdeki görüşmemiz normal siyasi parti ilişkileri sınırları içinde ilişkilerdir. Ak Parti, MHP bu görüşmeyi yapmaz, bayramda el sıkışmaz. Mecliste arka odada bayramdan sonra bir görün birbirlerine nasıl sarılıyorlar. Hiç de kötü bir şey değil ben de Hakkı Saruhan Oluç’a sarılırım. Ama neden dışarıda bu insanlar şeytan da içeride kardeşim gel bir sarılayım? MHP’nin, İYİ Parti’nin, AK Partinin grup başkanvekilleriyle HDP’nin grup başkanvekilleri, meclis başkanvekilleri çok samimidir olması gereken de budur. Arkada aynı masada her akşam yemek yeriz. Neredeyse aynı çorbaya kaşık atarız, ekmeğimizi bölüşürüz, şakalaşırız, gülüşürüz kamera önünde ben bunu sürdürdüğümde DEM’leniyor oluyorum, içeride bunları yapıp dışarıda küsüz diye sahtekarlık yapanlar milliyetçi oluyorlar. Bu arkadaşlar son derece milli bir duruş sergiliyorlar. Aradaki duvar mı şey? Yani milletin görmemesi mi senin ilişkini meşru kılan? Kapalı kapılar ardında görüşüyorlar geçmişte yapmışlardı, yaptılar, yine yapabilirler. Her parti yapabilir. Arka kapı diplomasisi yapabilir. En çok bunu yapan Ak Parti’dir. Esas mevzu şu: Kapının önünde el sıkışana DEM’leniyor, hain, teröristle pazarlık ediyor; içeride yapınca millet görmüyor, A Haber vermeyince... Ben bu ikiyüzlülüğe itirazım var. Bu süreçte gittik geldik kamuoyunun önündeydi. Bir büyük iş birliği yapılabilir miydi artısı eksisi hesaplanırdı. Ama böyle bir imkan olmadı. DEM’le ittifak büyük işbirliği, orada o kazandırsın burada bu. İstanbul’da aday çıkardılar. Mesela Turgutlu’da adayları var ve Turgutlu’da DEM’in kritik oyu var. Birçok yerde, İzmir’in bütün ilçelerinde İzmir Büyükşehir’de, Antalya’da, Adana’da, Balıkesir’de, Bursa’da yani say say bitmez her yede adayları var. Bundan normal bir şey yok. Çünkü biz onlarla bir anlaşmaya varıp da sen burada ben burada yokum demedik birbirimize. CHP filanca yerde adayını çıkarmış belediye meclis listesinin dördüncü sırasında yedinci sırasında işte adaylar Kürt adaylarmış vay efendim bilmem ne. Ak Parti bunun daniskasını yapmıyor mu arkadaşlar. Yani Doğu’da Güneydoğu’da Ak Parti varsa Doğu Güneydoğu’daki belli aşiretlerin, belli ailelerin, belli sosyolojilerin ana damarını yakalayarak yapmıyor mu bunu? Şimdi Manisa’da bir ilçede DEM’in belli bir oyu varsa oraya onların Kürtlerin, Kürt demokratların oy verebileceği birini bulup koysan bunun neresi bölücülük? Bunu her parti yaparken iyi… AK partiye helal olan ne zamandan beri bize harammış yani benim anlamadığım bir iş.

SİNAN ATEŞ CİNAYETİ SORUŞTURMASI: Ben Sinan Ateş’in sayın eşini aradım. Dedim ki ben Genel Başkan değildim, genel başkanımız sizinle irtibat halindeydi. Sayın Kılıçdaroğlu’nun tavrını aynen sahipleniyorum, dedim. O cinayet herhangi bir cinayet değil. O cinayetin içinde birtakım kriminal ilişkiler var. Birtakım uyuşturucu bağlantıları var. O cinayetin içinde Sinan Ateş’in kendi parti içinde yani Ülkü Ocakları’ndaki tutumu, tavrı, ayrışması, parti içindeki siyasi pozisyonu, bir liderlik pozisyonu ve buna karşı gitgide artan bir gerilim var. O sırada böyle cinayet işleniyor ve o cinayetin bir tarafı bu kadar ayan beyan işlenen bir cinayet siz çok daha iyi biliyorsunuz çorap söküğü gibi şimdiki teknolojik imkanlarla her yer Mobese, her cep telefonu inanılmaz iz bırakıyor, bizim burada dördümüzün burada oturduğunu konum bilgilerinden herkes takip ediyor. Aramızda kaç metre olduğunu biliyorlar artık yani. Öyle olunca elde şüpheliler, ifadeler falan varken bir savcıyı hani bir rahat bırak şu televizyonlarda birçok çocuğun izleyip de yargı dizilerinde hukukçu olmaya karar verdiği gibi çorap söküğünü söker gibi çözerler. Ama bu yürümüyor. Neden yürümüyor? Bir savcı biraz iyi gidiyor görev yeri değiştiriliyor. Bir savcı gidiyor bir bakıyorsun rapor alıyor. Savcıyı tehdit ediyorlar savcı çekiliyor, yenisi geliyor derken o bahsedilen isimler Ankara’da çok konuşuluyor ve bu isimlerin doğrudan bağlantısı olduğunu ve burada bazen iş o kadar hani nettir ki herkesin gözünün önündedir ki hani bir çocuğun kral çıplak diye bağırmasına mı ihtiyaç vardır? Sinan Ateş gibi bir isim. Herhangi bir ilçemizin gençlik kolları yöneticisi vefat ettiğinde biz bütün parti taziye yayınlıyoruz. Bırak ki Ülkü Ocakları genel başkanlığı gibi bizim gençlik kolları genel başkanına hatta dışarıda bir yapı, çok farklı bir yapı oradaki genel başkan sokak ortasında vurulacak ve hakkında bir tane twit atılmayacak ya kimse atmayacak. Büyük bir disiplin halinde en tepeden en aşağıya kadar bir parti atmayacak. Şaşırıp da bile atmayacak yani. Bir milletvekili cenazeye gitmeyecek. Bir parti meclisi üyesi veya işte MKYK üyesi taziyede bulunmayacak, eşini sormayacak. Bu nasıl bir suskunluk, nasıl bir derinlik, nasıl bir kasvet nasıl bir günah bu? Yani acayip bir şey var burada. Şimdi bu kadar açık aslında yani bu kadar net.

YEREL SEÇİMLERDE, KÜRT SEÇMENE NE DENİLEBİLİR?: Birincisi bütün partilerin yerel seçimleri kendi gözleriyle, gözlükleriyle bakmaları, değerlendirmelerini ona göre yapmaları, ona göre çıkarımlarda ve sonrasına göre siyasi tahayyüllerde bulunmasından daha normal bir şey yok. Kapı komşun Kürt, birlikte yaşıyorsun o da bir temsilci yolluyor sen de yolluyorsun sonra onlar burada birbirleriyle didişecekler bunun üzerinden kutuplaşma olacak bunun üzerinden bir şekillenme olacak. Bu ülkede Kürtler ve Türkler, bu ülkede etnisitesi farklı olan insanlar, bu ülkenin eşit vatandaşlık çerçevesinde anayasanın eşit vatandaşlık güvencesinde tam ve eşit olarak yaşamalılar ve bu birlikteliği hep birlikte sağlamalıyız. Böyle bir şeye katkı konacaksa Adalet ve Kalkınma Partisi gibi işte çıktığı yerden çok daha başka yerlere savrulmuş, temelinde tutucu, temelinde fevkalade başka angajmanları olan ve siyaseti pragmatizm, faydacılık üzerine yapan, kurgulayan kadroların bu meselelerin çözümüne sağlayacağı katkıdan çok sosyal demokrat partilerin, sol partilerin bu meselelerin daha sağlıklı zeminde tartışılmasını sağlaması lazım. 1 Nisan sürecinden sonra Türkiye’de herkes oturacak ve seçmenin sandıkta verdiği mesajı okuyacak. CHP olarak şu durumdan çok rahatsızız. Manisa’da Manisalılar Belediye başkanı seçebiliyorlar. Osmaniye’de Osmaniyeliler seçebiliyor. Rize’de Rizeliler seçiyor. Kocaeli’nde Kocaelililer seçebiliyor ama Diyarbakır’da Diyarbakırlılar yerel yönetici seçemiyorlar. Seçiyorlar, ardından tak diye kayyum atıyorlar. Diyarbakır’da Selçuk Bey, milletvekili olurken temiz kağıdı alıp gelmişti, doktordu. Parlamenter faaliyet içindeydi. Partisi de en uygun aday olarak onu Diyarbakır Büyükşehir’e aday gösterdi. Bir kez daha temiz kağıdı aldı milletvekili olmasına rağmen. Olabilirsin dediler. Selçuk Bey seçimi kazandı, o gece soruşturma başlatıp kayyum atayıp alıp hapse koydular, hala hapiste. Şimdi ben yüzlerine söyledim. Sizin hikayeniz bir Siirt üçlemesi barındırıyor. Siirt meydanında okunan bir şiir var. Bundan bir sorun üretip, siyasi yasak geldi Erdoğan’a. Sonra CHP siyasi yasaklı birisinin genel başkan olduğu parti en çok oyu aldıysa o kişi başbakan olmalıdır deyip, anayasa değiştirdi. Siirt’teki milletvekilleri istifa ettirildi, Siirt seçimleri yenilendi ve o Siirt’ten Tayyip Erdoğan milletvekili ve başbakan oldu. Şimdi Siirt kendine bir belediye başkanı seçti Tayyip Erdoğan Siirt’in iradesine kayyum atadı. Nereden geliyoruz, nereye geliyoruz. Ben bunları konuşunca dönüyorlar oradan DEM’i savundu. Benim kayyum meselesine tutumum bellidir, Kürt meselesine tutumum bellidir. Pervin Chakar, Kürt opera sanatçısı. Ben de çiçek verdim belediye başkanımız da verdi. Hangi opera sanatçısı elini uzatsa o kadar iyi bir performanstan sonra ki öyle elini uzattığında elini öpmüşüm efendim şunun elini öptü bunun elini öptü. Mesele ne biliyor musun? Bir Türk sanatçının elini öptüğünde sorun olmuyor da bir Kürt sanatçının elini öptüğünde oluyorsa burada acayip bir ayrımcılık vardır. Bana sordular sonra “Acaba pişman mısınız?” Ne pişman olacağım dedim. Yine olsun yine öperim. Ben Almanca biliyorum, inanılmaz Almanca eserler okudu orada ağzım açık dinledim. Adamlar bir Türk’ün eli öpülünce hiçbir sorun yok. Hatta bir İsrailli opera sanatçısının, bir Yunan opera sanatçısının yok ama bir Kürdün öptüğünde vay efendim vay. Bu meselelere başka bir yerden yaklaşmak gerekiyor. Ekrem Bey arama Kürtlerle kimse giremez demiş, ondan sonra bütün belediye başkanlarımız gerçekten hiç ayrım yapmadan Kürtlere de Türklerle aynı eşit hizmeti bütün gruplara farklı etnisitelere mezhep ayırmadan etnisite ayırmadan yaptıkları için bugün bu kadar ittifaksız olduğumuz halde ben inanıyorum Kürtler Ekrem İmamoğlu’ndan razı, Kürtler Mansur Yavaş’tan razı. Çünkü o pandemide üç maskeyi dağıtamazlarken yoksulları etnisitesine göre ayırmadı Mansur Yavaş. Mersin’deki memnuniyeti bir görün Vahap Seçer’den. Adana’da Zeydan Karalar’la Kürtlerin ilişkisini görün. Yani inanılmaz çok olumlu şeyler var.

YENİDEN REFAH’IN ETKİSİ ÜZERİNE: Yeniden Refah bence AK Parti seçmeninde turnusol etkisi oldu. Ben onu çok önemsiyorum. AK Parti’nin ne olduğunu gördü herkes. 14 Mayıs’a kadar kapısını çaldıkları, ittifak ettikleri, yere göğe koyamadıkları, ‘Erbakan Hocamızın gerçek partisi budur, Saadet değildir’ dedikleri parti, aynı İYİ Parti nasıl hür ve müstakil olacağım dedi. Ben ne diyorum canları sağ olsun. Çünkü bana mahkum değiller ki. Ben Millet İttifakı’nın tapu sahibi değilim ki. Ya da bu ittifak ortaklarının bonservisleri bende değil ki. Seçmenine en doğru kendini nasıl izah edecekse onu yapacak. Canı sağ olsun deyip geçersin. Ne ağza alınmaz laflar ediyor Tayyip Erdoğan. Şimdi hani onları ben tekrarladım da, sanki aralarına nifak sokmak gibi olacak. Allah birbirlerine bağışlasın, bir şey demiyorum. Ama neler söylüyor. Daha düne kadar birlikte olduğuna sadece kendi adayını çıkardı diye. Ya benim karşımda, benim adaylarımın karşısında, 3-5-6-7 tane bir yıl önce ittifak halinde olduğum partinin adayı vardı. Birine laf etmem. Çünkü demokrasi böyle bir şey. Hazmetme kapasitesi ile ölçülür. Efendim orada ağzına geleni söylüyorlar, hakaretler ediyorlar, sosyal medyadan troll saldırıları yapıyorlar. Yeniden Refah CHP’den rüşvet almış diyen var ya. O kadar kolay mı ya. Sen Milli Görüş ceketini çıkarmış olabilirsin. Ama üzerinde taşıyan, daha 8 ay önce babasının oğlu, esas Milli Görüşçü bunlar dediklerinin şimdi ‘CEHAPE zihniyetine’ para karşılığı seçim sattığını iddia edecek kadar. Turnusol kağıdı… İşte AK Parti zihniyeti budur.

BAHÇELİ VE ERDOĞAN İYİ SİYASETÇİ AMA KÖTÜ İNSAN?: Tayyip Erdoğan çok iyi siyasetçi. Ama kötü insan. Gerçekten kötü insan. Çünkü bu kadar kötü olunabilir. Al işte şimdi Yeniden Refah’la kendileri içlerinden görüyorlar. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Yunan bayrağını alıp da bu bir ülkenin bayrağıdır, bu bayrağa basmak o ülkenin vatandaşlarının böğrüne, bağrına basmaktır diyerek toplayan Atatürk’e bakın. Bu olsa… Bütün değeri üzerinde tepiniyor.

CHP’DEN SEÇİME İLİŞKİN İLK KEZ DUYACAĞIMIZ BİR ŞEY VAR MI?: 3 tane ikiz bekliyoruz. Denizli, Manisa, Bursa, Balıkesir, Malatya, Adıyaman. Özellikle Malatya’da mucize gibi görünüyordu. Birinci ankete inanmadık, ikinci ankete inanmadık. İkinci anketten sonra Veli Ağbaba’yı görevlendirdik. İnanılmaz kampanya var orada. Veli Ağbaba ve Adıyaman’da Abdurrahman Tutdere depremden sonra orada değildiler, orayı yaşadılar ve iliklerine, kemiklerine kadar hissettiler. İlk ekmek onların elinden, ilk su onların elinden dağıtıldı. Bu 6 ilde, 6’sı birden olmayabilir elbette ama bu 6 ilden 4’ü mutlaka kazanılabilecek durumda. Tabii seçime daha var. 11 büyükşehrin üzerine katmayı planlıyoruz. Tabii bir yandan kaybetmemeye çalışıyoruz. Büyük ittifaklarla kazandığımız şehirleri tek başımıza elde tutmaya çalışıyoruz. Burada önemli görev, geçmiş dönemde ittifak yaptığımız seçmene düşüyor. Benim itirazım sonlanmadı, saraya itirazım var, MHP’nin yaptıklarına itirazım var. Veya verdiğin oya pişman olmadın, pandemiyi yaşadılar, altyapı yatırımları yaşandı veya oy versin vermesin biz Ankara’da Mansur Yavaş’ın veresiye defterlerini kapatmasına, sofraya et koymasına, doğalgaza, her emekliye ihtiyaç sahibine bin lira nakit yardımına kadar acayip işler yaptılar. Bu sadece Ankara’yla sınırlı değil. Yeni aldığımız 5 belediyenin beşinde de var. Zaten eski belediyelerde anketlerdeki memnuniyet doğrultusunda kimi yerde yeni aday belirledik kimi yerde aday olmadı ama. Elimizdekilerde bir yenilenme, mevcutta olanlarda da, AK Parti’den aldıklarımızda da memnuniyetin bizim tarafımızdan da seçmen tarafından da karşılığı var.

İSTANBUL’DA YENİ ALINACAĞI DÜŞÜNÜLEN İLÇELERLE İLGİLİ?: İlçe ilçe bir şey söylemeyeyim. Adını anmadığım ilçede yanlışlık olur. Ama ben en son Ekrem Bey’e dediğimde onun bana çıkarıp gösterdiği 14 ilçeyi tutarız, üstüne 14 koyma potansiyelimiz var. Bu 28 olabilir, 25 olabilir, 22’de kalabilir. Ama 20’yi aşacak sayıda ilçe koyduğumuzu görüyoruz. Ankara’da çok büyük işler yapacağız. Şimdi 4 Belediyemiz var. Geçen seçimde 3 belediye almıştık. Burada beklenti 7-8, 10’u geçersek kimse şaşırmasın Ankara’da. Samsun bir de Kırıkkale var. Seçim akşamı herkes İç Anadolu’daki Kırıkkale’ye dikkatli baksın. Kastamonu var. Giresun geçen sefer büyük bir kaza sonucunda gitmişti, geri geliyor.

ZAFER PARTİSİ İLE İLGİLİ SORU ÜZERİNE: Ben seçmenin kararına karşı bir şey söyleyip, bir partiye karşı tavır geliştirmem. Benim işim değil. Saygı duyarım. Zafer Partisi’nin bütün yöneticileri ve tabii ki seçmen için değil ama genel başkan düzeyinde bizimle kavgaya tutuşup oradan gündem yaratmayla ilgili gayretinden uzak durmaya çalışıyorum. Yerel seçimlerde Zafer Partisi’nin öyle kırmızı kravatlı, güzel takım elbiseli, pırıl pırıl gençleri var. Geçen seçimde kol kolaydık. Nereye gitsem geliyorlar. Zafer Partisi’nin dili çok sert, kavgayı çağırıyor. Bir polemik olsun, bana laf etsin, ben edeyim, bu doğru bir şey değil. Ben muhalefetle kavga etmem. Muhalefete saldırmak doğru değil. Ama pırıl pırıl gençler var. O gençler şunu bilirler. Belediye seçiminde AK Parti yöneteceğine Mansur Başkan yönetsin isterler, Ekrem Başkan yönetsin isterler. Cemil Tugay yönetsin isterler. Vahap Seçer’i severler, Zeydan Karalar’ı severler. 1 Nisan sonrası hepimizin söyleyeceği söz, yapması gerekenler var. Ben böyle liderleri çok üst düzeyde kavga edip, böyle kavga gündemi yaratma üzerinden gidiyor ama sahadaki Zafer Partililer kavgadan uzak, tertemiz…

BEDELLİ ASKERLİK AÇIKLAMASIYLA İLGİLİ?: Altında imzam var. CHP’li Sayın Akif Hamzeçebi’nin kanun teklifi vardı. Biz bir kişi verdiğinde altını diğer milletvekilleri imzalar. İmza koymuşum, oy vermişim bedelli askerliğe. Soma tarihinin en kalabalık siyasi mitingini yapıyoruz. Bir teyze bir şey derken. Bir cümleye bir girdim bir çıktım. Diyeceğim laf şu, öz olarak. Erdoğan kamuflaja Cumhurbaşkanlığı forsu yaptırıp Afrin’e gidip fotoğraf çektiriyor, ondan sonra 8 gazete birden manşet atıyor: Erdoğan’a kamuflaj ne de yakışmış diye. Kamuflaj bir Erdoğan’a yakışacaktıysa, Bilal Erdoğan’a, Burak Erdoğan’a yakışaydı. Biri bedelli yapmış, biri çürük raporu almış. Sonra babaları kamuflaj giyiyor. Bunu anlatmaya çalışırken, laf da kesiliyor. Ne denir, dil sürçmesi mi denir, devrik cümle mi denir. Ya demedim öyle bir şey arkadaşlar dedim. Benim bedellide oyum var. İmzam var. Bedelli kanunuyla ilgili. Ben öyle bir şey demedim. Sonra izledim. 11 saniyesini izleyince biz oyu bedelli askerliğe kaçanlardan lafıyla Bilal Erdoğan’ı, Burak Erdoğan’ı kastetmeye çalıştım. En yakınlarımızda bedelli askerlik yapanlar var. Milletvekili arkadaşlarımızdan bedelli askerlik yapanlarımız var. Kendi akrabalarımdan, kendi yeğenlerimden var. Benim kanunda oyum var imzam var. Bugün de şöyle bir keyif aldım. 3 gündür troller falan, dün Yeni Şafak. Bugün Erdoğan çıkmış, ‘Biliyorsunuz bu bedelliye böyle dedi, gerçi sonra düzeltmeye çalıştı’ diyor. ‘Ağababaları kızmış olacak ki düzeltmiş’ diyor. Buraya kadar düştüyse Erdoğan hakikaten hani derler ya Tarzan’sa orada biz Manisa Tarzan’ıyız sora düşmeyiz de, Tayyip Erdoğan zorda demektir. Hani şey gibi bu. Tayyip Erdoğan ‘evlatlarımın kursağından helal lokma geçirmedim’ dedi ya haram diyeceğine. Ben bunu mesela hayatımda kullanmadım. Çok acizlik görürüm. Bir genel başkan evlatlarının kursağından haram lokma diyeceğine helal dedi. Onu kullananlar vardı mesela. Acizliktir o. Erdoğan’ı bu halde gördüm, memnun oldum. Buraya kadar düştülerse bizim belediye işleri iyi gidiyor demektir.

CHP SEÇMENİNDEKİ UMUTSUZLUK HAKKINDA: Şimdi bu duygu durumunu biz duygusal kopuş olarak tanımladık. Kurultayımızda duygusal kopuşa engel olmak için CHP’de değişime ihtiyaç var dedik. Seçim sath-ı mailine girdikçe geçen seçimlerde de bu tarihlerde yüzde 16-18 kararsız veya protesto oy oluyormuş. Yani anketör arkadaşların, anket yorumlayan arkadaşların şu anki kararsız/protesto oyun geçmiş seçimlerden fazla olmadığını, CHP seçmenindeki kırılımın diğer seçmenlerden fazla olmadığı, hatta AKP ve MHP seçmeninde bunun biraz daha fazla olabildiğini çünkü ekonomik krize tepkisellik olarak algılanabileceğini söylüyorlar. Ama yine de kırılan, küsen varsa derim ki bizim bu seçimlerde 108 kadın adayımız var. Geçen seçimlerdekinin 2 katı. Seçilecek noktalara baktığınızda bence 3-4 katı. Genç aday olarak 209 adayımız var. 209 belediye başkanımız 40 yaş altında. Pırıl pırıl gençlerimiz var. İzmir’de 12 tanesi 40 yaş altı. Bu kadar gencin, kadının hatırına bu küskünlük geçsin artık. Yüzde 1,5’a 2’ye kadar indiyse. Çok acayip bir değişim var. Elbette orası, burası tartışıldı. 30 aday var. 29’unu yapmıyorsun birini yapıyorsun. 29’unun karşı argümanı bir dalgalanma yaratıyor. Ama çok önemli işler yaptık, çok başarılı işler yapacağız.

REJİM DEĞİŞİKLİĞİ ENDİŞESİ HAKKINDA: Cumhur İttifakı, AK Parti ve MHP her geçen gün birbirine biraz daha benzeyen, biraz daha korkuyu, sert söylemi, tehdit ve şantaj dilini geliştirilen bir ittifak. Prompterdan okuyorlar ama ağza alınmayacak hakaretler, iftiralar, saldırılar var. Taktikleri bu. Gererek devam ediyorlar. Bunların bir de ittifak ortakları var. Onlar Hizbullah davasının avukatlarıydılar, domuz bağcıları savunuyorlar. Bunlar ittifak oldu. Bunlar birlikte giriyorlar seçimlere. Kadınlar açısından bir tarafta Hizbullah, HÜDA-PAR var. İşe İstanbul Sözleşmesi’nden başladılar ama esas kadına karşı şiddet hedeflerinde en sona dönüp dolaşıp kadınların Cumhuriyet’le kazandıkları en temel haklar başta, miras hakkı başta Medeni Kanun’a nafaka hakkından başlayarak saldırıyorlar. Kadınların bu tehlikeyi görmesi lazım. Ben bu seçimlerle ilgili ne görüyorum. Yüz yıl önce 3 Mart’ta biz hilafeti kaldırdık, biz Devrim Kanunları’nı getirdik, Tevhid-i Tedrisat eğitim birliğini getirdik. Devrim  Kanunları halen yürürlükte ve bütün aşındırmalara ve saldırılara rağmen Cumhuriyet’in taşıyıcı kolonu olarak duruyorlar. Bu orantısız gücü Cumhur İttifakı’nı bizim Türkiye İttifakı’yla dengelememiz lazım. Onun için elbette sosyal demokratlar var. Ama elbette muhafazakar demokratlar var. Elbette milliyetçi demokratlar var. Türkler olduğu kadar Kürt demokratlar var. Demokrat olsun, hangi görüşten olursa olsun. Çünkü dünyanın bütün demokratları birleşin’den Türkiye’nin bütün demokratları birleşin’e geldik. Demokrasiyi ortadan kaldıracak, rejimi tartışmaya açacak bir tehlikeyle karşı karşıyayız. Hep beraber bütün üstesinden gelebilmemiz için Türkiye İttifakı var. Biz Millet İttifakı’nı sürdüremedik. Türkiye İttifakı’nı Ankara’da senet altına alamadık. Ama vicdanlar sandıkta birleşirse ve muhalefete kaybettirmenin ülkeye hesabını yapan herkes sandıkta birleşirse… O yüzden ben zaten eğer bir yerde AK Parti ile bir başkası yarışıyorsa o bir başkası desteklensin. Ama CHP’nin yarıştığı yerde 5,5 değil 6 alsın bizim parti derken Cumhuriyet’i büyük tehlikeye sürüklememek lazım. Bu büyük tehlikeyi yerelden dengelemek lazım. Biz bunu yaşadık. Bir sonraki seçimlere giderken emeklilere onu söyledim. Bütün çalışanlara onu söylüyorum. Eğer yerel seçimlerden güçlenerek ve umutla çıkarsak ondan sonra durmak yok. Hep beraber miting meydanlarındayız, sokaklardayız. Barışçıl protestolarla, barışçıl taleplerle, barışçıl mitinglerle büyük büyük büyük mücadeleyi hep birlikte örerek Anayasal kayıpları geri kazanma sürecinde olacağız. Defansı bu kadar geride kurarsanız eninde sonunda golü yersiniz. Defansı şöyle 31 Mart’ta topu öyle bir ileri vurup hep beraber orta sahaya kadar çıkacağız. Orada kuracağız. Ondan sonra da en iyi savunma hücumdur, hücuma geçeceğiz. Emekliler bir kanattan, çalışanlar bir kanatta, işçiler bir kanatta, emekliler bir kanattan, gençler bir kanattan, gençlerin anası babası kimi tribünden kimi saha kenarından ama bir şekilde bu rejimi geriletmememiz ve demokrasiyi yeniden kurmamız lazım.

EKREM İMAMOĞLU’NUN DOĞAL CUMHURBAŞKANI ADAYI OLACAĞI VE ERKEN SEÇİM İHTİMALİ HAKKINDA?: Artık ölçme değerlendirme çağındayız. Ekrem İmamoğlu seçimi bir daha kazanırsa ki hepimiz ümit ediyoruz, bunu da görüyoruz, büyük umutla bekliyoruz. 4’te 4 yapmış olacak, bu çok önemli bir başarı. 3’üncü başarısından sonra anketlerde İmamoğlu, Tayyip Erdoğan’ı çok rahat yenen bir görüntüdeydi. Ben öyle bir görüntüyü görürsem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı olması için üzerime düşeni fazlasıyla yaparım. Gruba da öneririm, her şeyi de yaparım. Zaten parti ahlakı olan, kazanmak isteyen, bu rejimi değiştirmek isteyen herkese bu görev düşer. En çok da Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanına düşer. Ekrem Bey o başarıda değilse bir başkası o başarıyı gösteriyorsa Ekrem Bey öyle birisi ki bana der ki ‘Sayın Genel Başkanım macera aramayalım bu arkadaşı yapalım, hepimiz arkasına geçelim’ der. Böyle bir yapısı var. Ekrem Bey’i sevdiğim ve onun beni sevdiği bizim birbirimize olan kardeşlik hukukumuzun özünde şu var. Biz iyi insanlarız. Birbirimizin en zor günlerde nasıl partiyi düşündüğünü, nasıl ülkeyi düşündüğünü, nasıl zaman zaman kan kusup kızılcık şerbeti içtik dediğimizi biliriz. Eğer Ekrem Bey anketlerde –geçen sefer belli bir dönemde olduğu gibi- o adaylığı parlatıp büyütüp Ekrem Bey’le bu rejimi değiştirmek gerek. Bunu yapmakta gözümü kırpmam. Ama Ekrem Bey değil bir başka arkadaşla oluyorsa orada zaten Ekrem Başkan ‘burası doğru olur’ der. Öyle bir anlayışın insanı. Kazanma odaklı, önce ülkesini, sonra partisini, sonra kendisini düşünen birisi. Ben Ekrem Bey’i kardeşçesine seviyor olmamın kendi içindeki benim kadar çok kazanmak isteyen benim kadar mücadeleci benim kadar çalışkan ve benim ona duyduğum saygı kadar bana saygı duyan biri. Benim yatılı okul arkadaşlarım var şimdi izliyorlar beni birazdan Whatsapp’a bakacağım ne demişler diye. 10 yaşından 17 yaşına kadar birlikte büyüdük bu arkadaşlarla. Onlarla hissettiğim duygusal bağı Ekrem Bey’le de hissediyorum. O 10 yaşında tanıdığım ve beni hiç kandırmamış çocukluk arkadaşlarım var 49 yaşında bunlar. Ekrem Bey’e o 10 yaşındaki arkadaşlarıma güvendiğim gibi güveniyorum. Çünkü onun kazanmaya tutkusunu, şehre tutkusunu, ülkeye tutkusunu görüyorum. Bu arada Mansur Başkan inanılmaz bir başarı öyküsünü başka bir yerden yazıyor. Mansur Başkan’ın da bu taraftaki başarısını görmezden gelmek, ihmal etmek, onu yok saymak o da yanlış olur. Ankara’da bugün Mansur Başkan’la birlikte Mamak’taydık. Ankara’da ben bir büyük rekor bekliyorum. Cumhuriyet tarihinin en unutulmayacak sonuçlarından birini bekliyorum. Sokağı görüyorum ya. Sokakta Mansur Başkan’a, adaylara gösterilen ilgi sandığa yansıyacak olursa çok bambaşka bir sonuç çıkar. Ben zaten rekor bekliyorum ama bambaşka bir sonuç çıkar. Ben muhalefet partisi lideri olarak erken seçimin kapısı şu kadar aralansa onu var gücümle ittirmek benim görevim. Çünkü biz iktidar olmak istiyoruz. Ülkeyi bir an önce bunlardan kurtarmak istiyoruz. 31 Mart’ta çok önemli bir başarıdır. 31 Mart’ta 11 belediyeyi koruduk 4 tane belediye aldık falan erken seçimin kapısı hemen açılır mı o kolay bir iş değil. Ama süresinden daha önce olabilir. 31 Mart’taki çok iyi bir başarı erken seçimin kapısını aralayabilir ama böyle hemen Mart’ın ertesinde bir erken seçim kesin olur deyip insanları yanıltmamak lazım. Yerel seçimlere seçmenler sade bir şekilde önce bundan önce seçtiğim ya da benim önüme koyulan aday bu şehre iyi gelir mi gelmez mi? Melih Gökçek dönsün mü dönmesin mi? Onların belediyeciliği parsel parsel belediyecilik. İstanbul üstünde helikopterle uçup ‘-bu arsa kimin evladım? –İBB’nin. –Katarlılara verelim. Bu kimin? – Sayın Reisim bir iştirakte. –Ben burayı Birleşik Arap Emirlikleri’ne söz verdim.’ Diye konuşulan helikopter seyahati bıktırdı İstanbul’u. Arsa kalmayınca Boğaz’a hançer dayayıp, bir tane daha Boğaz açın, etrafını Katarlılara söz verdim. İlk önce kentsel duyarlılıkla bakmak lazım. Meselenin özü bu kente iyi baktı mı, iyi bakar mı, ranta açar mı, bu kentim suyunu ucuzlatır mı, bu kent lokantasını kurdu, ekmeği ucuzlattı daha iyisini yapar mı diye bakmak lazım. Ama bir büyük seçim başarısı sonucunda erken seçim olur mu, kapılar ardına kadar açılmaz ama belki aralanabilir. Onu zaman içinde görürüz.

Yorumlar (0)