Kürşad Zorlu, Murat Kurum’un İhtiyaç sahibi emeklilere 2500 lira yardım’ vaadini eleştirdi

İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu, Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Sayın Kurum’un ‘ihtiyaç sahibi emeklilere aylık 2 bin 500 TL verileceği’ vaadini eleştirerek “Bu vaadin trajik olmasının iki nedeni var ve ikisi de en nihayetinde emeklilerle alay etmekten başka bir şey değil. Birincisi, bu vaadi geliştirenlerin matematikle arası pek iyi değil belli ki. Sayın Kurum bu yardımı ihtiyaç sahibi emeklilere vereceğini söyledi. Ama hükümetin politika hataları nedeniyle ülkemizde neredeyse tüm emeklilerin ihtiyaç sahibi statüsüne geçtiğinin belli ki farkında değil, ya da görmek istemiyor. Biz şimdi insaflı davranalım ve 15 milyondan fazla emeklinin 8 milyonu ihtiyaç sahibi diyelim. İstanbul’da ülke nüfusunun yüzde 18,7’si yaşıyor. İhtiyaç sahibi emeklilerin de yüzde 18,7’si İstanbul’da yaşıyor desek 1,5 milyon civarında emekli eder. Her birine ayda 2 bin 500 TL versek yılda 45 milyar TL eder. Gelin görün ki Büyükşehir’in 2024 bütçesi 516 milyar TL olarak açıklandı. Yani Sayın Kurum’un ‘dağıtacağım’ dediği tutar İBB’nin toplam bütçesinin yüzde 8,7’si yapıyor. İkincisi, siyasi iktidar kendi yarattığı yoksulluğu yönetmeye o kadar alıştı ki ana vaatlerini bile bu yaklaşım belirliyor. Muhalefetin bu soruna dikkat çekmesi elbette anlaşır da siyasi iktidarın emeklilerin aldıkları aylıkların kendilerine yetmediğini kabullenişi nasıl açıklanabilir” dedi.

GÜNDEM 01.02.2024, 17:19
Kürşad Zorlu, Murat Kurum’un İhtiyaç sahibi emeklilere 2500 lira yardım’ vaadini eleştirdi

İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu, bugün partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Zorlu, toplantıda şunları söyledi:

“31 Mart Mahalli İdareler seçimleri için hazırlıklarımız devam ediyor. Şu ana kadar 17 büyükşehir, 26 il, 265 ilçe ve 38 beldede adaylarımızı açıkladık. Bu süreçte Genel Başkanımız 23 ile bizzat kendisi giderek teşkilatlarımızla bir araya geldi. Diğer iller için çalışmalarımız devam ediyor. 6 Şubat ise büyük deprem felaketinin yıl dönümü. Bu vesileyle Genel Başkanımız Meral Akşener 5 Şubat Pazartesi günü Kahramanmaraş, Adıyaman ve Hatay illerimizde vatandaşlarımızla bir araya gelecek. Bununla birlikte 11 Şubat Pazar günü İstanbul Haliç Kongre Merkezinde İstanbul Büyükşehir ve İlçe Belediye Başkan adaylarımızın yer alacağı aday tanıtımı ve proje lansmanını gerçekleştireceğiz. Yine bu kapsamda yerel yönetim başkanlığımızın koordinasyonunda tüm Türkiye’ye yönelik lansmanımızı gerçekleştirmek üzere 24 Şubat Cumartesi günü Ankara Congresium’da vatandaşlarımızla bir araya gelmeyi planlıyoruz.

Türkiye yerel seçimlere giderken en çok konuşulması gereken vatandaşımızın ekonomik problemleri giderek ağırlaşıyor. Ülkemiz adeta enflasyona kaç, faizi kovala döngüsüne girmiş durumda. Siyasi iktidar özellikle 2021 yılında aldığı hatalı kararlarla hayat pahalılığını körüklerken para ve maliye politikasını da uyum içerisinde götürmeyi başaramamış ve ülkemiz çoklu bir yapısal krizle de baş başa kalmıştır.

AYNI PİYASAYA MI BAKIYORUZ BİLMİYORUM AMA BU GARİP DURUMU İZAH EDEN BİR DEYİM VAR TÜRKÇEMİZDE; ALTI KAVAL, ÜSTÜ ŞEŞHANE”

Son toplantıda; ‘Politika faizi yüzde 42,5’ten yüzde 45’e çıkarıldı ve gerekli sıkılaşmaya ulaşıldı’ diye bir açıklama yapıldı. Piyasanın, ekonominin bundan haberi var mı? Yalnız bakın, tedbiri de elden bırakmamışlar ve ‘Enflasyon üzerinde belirgin ve kalıcı riskler oluşursa sıkılığı yeniden gözden geçiririz’ diye yazmışlar. Aynı piyasaya mı bakıyoruz bilmiyorum ama bu garip durumu izah eden bir deyim var Türkçemizde; altı kaval, üstü şeşhane. Öyle ki piyasadaki likidite fazlasını eritmedikçe, bankaları politika faizinin altında bir faiz oranıyla fonlamaya devam ettikçe Merkez Bankası’nın yaptığına ‘parasal sıkılaşıyormuş gibi görünmek’ denir en fazla.

EMEKLİLERİMİZE SEYYANEN ZAM YAPILMASI VE EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞININ EN AZ ASGARİ ÜCRET DÜZEYİNE GETİRİLMESİNİ İSTİYORUZ”

Aslında hükümetin plansız, öngörüsüz ve adaletsiz yönetim anlayışının en bariz yansıması ülke kaynaklarını hoyratça bölüşürken emeklilerimize reva görülen açlık sınırının altında bir yaşamsal dayatmadır. SSK ve Bağ-Kur emeklileri için açıklanan ilk kök aylık artış oranı 6 aylık kümülatif enflasyon olan yüzde37,6 idi. Sonra bu yılı sözde emekliler yılı ilan ederek artış oranını yüzde 42,6’ya çıkardılar. Bu artış oranıyla en düşük emekli aylığı 10 bin TL’de kaldı. Yani aslında gerçek artış sadece yüzde 33,3’tü. Zam oranı arttı ama en düşük emekli aylığı 10 bin TL’de sabit kaldı. Böyle ciddiyetsizlik de böyle yönetememe durumu da daha önce görülmemiştir. Biz bugünden tezi yok emeklilerimize seyyanen zam yapılması ve en düşük emekli maaşının en az asgari ücret düzeyine getirilmesini istiyoruz.

“HÜKÜMET SİMİDE BİLE SEÇİM AYARI VERİYOR"

Geçen basın toplantımızda dar gelirlilerin halini anlatırken ‘Birileri Cumhurbaşkanı’na çay-simit hesabı mı yaptı acaba diye’ sormuş ve ‘Bir simit 10 TL, 1 çay 15 TL iken bir kişi için bunun ayda 2 bin 250 TL etiğini söylemiştim. Ama bu hesapta artık tutmuyor. Zira simide zam geldi. 15 TL oldu. Peki sonra ne oldu. Ticaret bakan Yardımcısı Simitçiler Odası Başkanı’nı odasına çağırıp zammın ertelenmesini istedi. Seçim geliyor ya…Hükümet simide bile seçim ayarı veriyor…Düşünün ki hükümet maliyet artışlarını durdurup vatandaşı rahatlatmak yerine simit ücretini Simitçiler Odası’ndan rica ederek düşürüyor. Ona da düşürmek denirse…Zira 2 aylığına zam ötelemesi sadece…Böylece siyasi iktidar simit dünyasına da eşi benzeri görülmemiş bir katkı sunuyor.

BU VAADİN TRAJİK OLMASININ İKİ NEDENİ VAR VE İKİSİ DE EN NİHAYETİNDE EMEKLİLERLE ALAY ETMEKTEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİL”

Sayılarla o kadar oynadılar, o kadar çok politika hatası yaptılar ki artık kendileri de neyi nasıl düzelteceklerini hesaplayamaz durumdalar. Ve hal böyleyken tek dertleri ülkeyi içine soktukları ekonomik buhrandan kurtarmak yerine, daha fazla belediye kazanmak olduğundan her türlü vaatte bulunmaya hazırlar. Örneğin İstanbul Büyükşehir Belediyesi Adayı Sayın Kurum’un emeklilere aylık 2 bin 500 TL vaadine odaklanmak istiyorum. Bu vaadin trajik olmasının iki nedeni var ve ikisi de en nihayetinde emeklilerle alay etmekten başka bir şey değil. Birincisi, bu vaadi geliştirenlerin matematikle arası pek iyi değil belli ki. Sayın Kurum bu yardımı ihtiyaç sahibi emeklilere vereceğini söyledi. Ama hükümetin politika hataları nedeniyle ülkemizde neredeyse tüm emeklilerin ihtiyaç sahibi statüsüne geçtiğinin belli ki farkında değil, ya da görmek istemiyor. Biz şimdi insaflı davranalım ve 15 milyondan fazla emeklinin 8 milyonu ihtiyaç sahibi diyelim. İstanbul’da ülke nüfusunun yüzde 18,7’si yaşıyor. İhtiyaç sahibi emeklilerin de yüzde 18,7’si İstanbul’da yaşıyor desek 1,5 milyon civarında emekli eder. Her birine ayda 2 bin 500 TL versek yılda 45 milyar TL eder. Gelin görün ki Büyükşehir’in 2024 bütçesi 516 milyar TL olarak açıklandı. Yani Sayın Kurum’un ‘dağıtacağım’ dediği tutar İBB’nin toplam bütçesinin yüzde 8,7’si yapıyor.

SİZ ÖDEDİKLERİ VERGİLERDEN HAK ETTİKLERİNİ VERİN, BAŞKA BİR ŞEY İSTEMİYORLAR”

İkincisi, siyasi iktidar kendi yarattığı yoksulluğu yönetmeye o kadar alıştı ki ana vaatlerini bile bu yaklaşım belirliyor. Muhalefetin bu soruna dikkat çekmesi elbette anlaşır da siyasi iktidarın emeklilerin aldıkları aylıkların kendilerine yetmediğini kabullenişi nasıl açıklanabilir? ‘Sizin zamanında aldığınız maaşlardan bir sürü para kestik, hâlâ da aldığınız her üründen KDV, ÖTV topluyoruz. Ama size reva gördüğümüz hayatınızı idame ettirmeye yetmeyecek bir aylık’ diyorlar. Ben de buradan kendilerine seslenmek istiyorum: Milletin sizin sadaka vaatlerinize karnı tok. Siz ödedikleri vergilerden hak ettiklerini verin, başka bir şey istemiyorlar.

Söz konusu emek ya da emekliler olunca son 2 yılda yenen hakların ana müsebbibi TÜİK değil mi? Şimdi aynı TÜİK çıkmış, oldukça yüksek ölçtüğü hissedilen enflasyonla ilgili tuhaf açıklamalar yapıyor. İki gün önceki kamuoyu duyurusunda ne dedi TÜİK? ‘Hissedilen enflasyonla gerçek enflasyon arasındaki fark Avrupa’da 5-6 katına çıkıyor. Ama bizde enflasyon yüzde 64,8 iken hissedilen enflasyon yüzde 96’ diyor. Yani bir yandan da kendini başarılı buluyor açıklamasında. Arkadaşlar, Avrupa Merkez Bankası bu hissedilen enflasyon verisini paylaşıyor. 16 Ocak itibarıyla da Kasım 2023 verilerini açıkladılar. Burada hissedilen ortalama enflasyon %9,5. Peki, aynı ay için açıklanan resmi enflasyon ne kadar? Yüzde 3,1. Şimdi, TÜİK diyecek ki ‘Bakın işte, açıklananın 3 katından fazla hissedilen enflasyon var.’

HÜKÜMETİN EĞER BİR YAPISAL REFORM YAPMA NİYETİ VARSA; İLK YAPACAĞI REFORM, TÜİK’İ ÖZÜNE DÖNDÜRMEK OLMALI”

El insaf kardeşim, el insaf!. Aradaki fark 6,4 puan. Senin yaptığın açıklamada işaret ettiğin fark ise 31,2 puan. Vallahi bunları gördükçe acaba TÜİK’i de propaganda makinesi mi yönetiyor diye düşünmeden edemiyoruz. Hatırlarsanız bizim önerdiğimiz enflasyonla mücadele programının bileşenlerinin merkezinde yapısal reformlar vardı. Hükümetin eğer bir yapısal reform yapma niyeti varsa; ilk yapacağı reform, TÜİK’i özüne döndürmek olmalı ama belli ki TÜİK mevcut haliyle çok işlerine yarıyor.

Yine TÜİK, birkaç gün önce 2022’ye ait gelir dağılımı ve yoksulluk verilerini de yayımladı. Gelir ve yaşam koşulları verilerine göre 65 ve üzeri yaştaki nüfusun yüzde 6,6’sı yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olduğunu ifade ediyor. Burada da sadece 2 yılda 9,8 puanlık devasa bir artıştan bahsediyoruz. Bu vatandaşlarımızın çoğunun emekli aylığı ile geçindiği düşünüldüğünde; ‘Emekli aylıklarını şöyle güzel artırdık, emeklimizi enflasyona ezdirmedik’’ diyenlerin bu tarz açıklamaları da boşa düşüyor. Tabii gelir dağılımı ve yoksulluk verileri sadece emeklilerin yoksullaştığını göstermiyor. Verisi bulunan son 18 yılın en yüksek gelir dağılımı bozukluğu 2022’de gerçeklemiş. Bugün vefat yıl dönümünde andığımız büyük sanatçı Barış Manço’nun dediği gibi; “Kimi tatlı peşinde, kimininse tuzu yok...

MARKETLERDE ÇALIŞAN ÜNİVERSİTE MEZUNLARINDAN DA UTANMADILAR HİÇ”

Peki, neden gelir dağılımı bozuldu? Çünkü iktidarın uzunca süre uygulamakta ısrar ettiği akla zarar ekonomi politikaları neticesinde enflasyon batağına saplandık. Neden gelir dağılımı bozuldu? Çünkü sürekli asgari ücret artışını gündemde tutarken asgari ücretin üzerinde geliri olanların derdini de hiç sormadı ve birçok ücretlinin asgari ücrete yolculuğunun mimarı oldu. Neden gelir dağılımı bozuldu? Çünkü nitelik artışına, katma değeri yüksek faaliyetleri geliştirmeye, iyi işler yaratmaya yönelik politikalar geliştirmediler. Vasatlık konforluydu onlar için ya; ‘Neden vasatın altını da denemeyelim?’ dediler. Perakende zincir marketlerin istihdam artışını sırtladığı iş gücü verileriyle hava atmaktan da çekinmediler. Ancak bu marketlerde çalışan üniversite mezunlarından da utanmadılar hiç. Neden gelir dağılımı bozuldu? Çünkü siyasi iktidar toplumu iki sınıfa ayırma projesini sürdürüyor adım adım. Burada Ak Parti’ye oy verenler ve vermeyenler ayrımı anlaşılmasın lütfen. Var olan ayrım artık onlara çok yakın olanlar ve diğerleri şeklinde. Siyasi iktidara çok yakınsan sana her şey mübah, değilsen dur hele. Hatta duruma göre kendi yasalarınız bile olabiliyor. Kendi Yargıtay daireniz oluyor, onlar da Anayasa falan tanımıyor.

İLK TEPKİYİ GÖSTEREN VE ANAYASA KİTAPÇIĞINI YARGITAY BİNASINA İLK GÖTÜREN BİZİZ”

Daha geçtiğimiz gün Can Atalay kararında bunu hep birlikte yaşadık. Biz bu olaya en başından bu yana ideolojik ya da siyasal bir saikle bakmadık. Anayasal devlet olgusunu yaşatmak; hukukun üstünlüğünü, bireyin hak ve özgürlüğünü savunmak adına bu hukuksuzluğun karşısında olduk. Yargıtay ilgili dairesinin hukuk tanımazlığı karşısında ilk tepkiyi gösteren ve Anayasa kitapçığını Yargıtay binasına ilk götüren biziz. Bu olayın vatandaşlarımız tarafından çok daha iyi anlaşılabilmesi için partimiz adına şu hususları paylaşmak istiyorum.

İlk derece mahkemesinin yaptığı usul hatasını düzeltmek ve Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararın uygulanmasını sağlamakla görevli olan Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Anayasa Mahkemesi kararına ‘uyulmaması’ şeklinde Türk hukukunda bulunmayan ve eşine benzerine rastlanmayan bir karar vermiştir. Oysa Türk Anayasası’nın 153. Maddesine göre Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar. Anayasa’nın amir hükmü ve özel hükümler açıkken; Anayasa Mahkemesi’nin kurmuş olduğu hak ihlali kararının yerel mahkemece uygulanması ve hak ihlalinin giderilmesi anayasal ve hukuki bir mecburiyettir.

YARGITAY 3. CEZA DAİRESİ SİYASİ İKTİDARIN BASKI VE TELKİNLERİ NETİCESİNDE ANAYASA’YI İHLAL EDEREK KARARI UYGULAMAKTAN İMTİNA ETMİŞLERDİR”

Gelinen noktada ise Anayasa Mahkemesi’nin iki kez hak ihlali kararı vermesine rağmen yerel mahkeme ve Yargıtay 3.Ceza Dairesi siyasi iktidarın baskı ve telkinleri neticesinde Anayasa’yı ihlal ederek kararı uygulamaktan imtina etmişlerdir ve Can Atalay hakkında kurulan hüküm Gazi Meclis’te okunarak milletvekilliği düşürülmüş, hukuk garabetlerine bir yenisi daha eklenmiştir. Bu hukuku yok sayma girişimlerinin sonuçları gerek anayasal düzenin korunması gerekse hukuk güvenliği bakımından son derece tehlikeli ve vahimdir. Bugün Anayasa Mahkemesi kararını uygulamaktan imtina etme cüretini gösteren bir mahkemenin başka bir devlet kurumu veya kararını yok sayması çok uzak olmayacaktır. Bu körlük ve sağırlık karşısında milletimizin adalete güven duygusu yıkılmakta, vatandaşlarımızın hukuki güvenliği kalmadığı gibi ülkemizin uluslararası saygınlığı da günbegün zedelenmektedir. Anayasa değişikliği yapabilmek için siyasi iktidarın yargı üzerindeki nüfuzunu kullanarak tertip ettiği bu krizle meri Anayasa’yı ihlal edenlerin, ihlal edilmesine çanak tutarak teşvik ve takdir edenlerin; sözde ‘hukuk ve demokrasi’, ‘temel hak ve özgürlükler’ masalıyla yeni anayasa talebi çağrıları yapmalarının ne kadar samimi olduğunu göreceğiz.

Biz İYİ Parti olarak vatandaşlarımızın siyasi görüşlerinden bağımsız olarak her vatandaşımızın hukuk güvenliğinin temin edilmesi, hukuk devletinin korunması, temel hak ve özgürlüklerin tesisi için mücadele edeceğiz. Hukuk ve demokrasiye yapılan her türlü saldırının karşısında siyasi çıkarlarımızı değil, hukukun üstünlüğünü önceleyerek tavır alacağımızın bilinmesini isteriz. Anayasal devlet düzeninin, hukuk ve demokrasinin, temel hak ve özgürlüklerin müdafisi olacağımızın teminatı ise bugüne kadar her hukuksuzluk karşısında gösterdiğimiz tavır ve koyduğumuz muhalefet şerhidir.”

Zorlu, bir basın mensubunun, “İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, dün Meclis’te kendisi İYİ Parti’nin seçim afişlerinin üç büyük şehirde billboardlara asılmasının engellemesiyle ilgili bizi engelleyen Saraçhane açıklaması yapmıştı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, ‘Bizim öyle bir engelleme yapıp yapmayacağımızı en iyi kendileri bilirler’ dedi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’de billboard konusuna şaşırdığı ve yapabileceği bir şey varsa müdahale edeceğini ifade etti bu iki yoruma sizin yorumunuz nedir” sorusu üzerine şu yanıtı verdi:

BAZI YAYIN ORGANLARI BURADA DEM VURARAK DEMLENDİKLERİNİ UNUTUP BAŞKA NOKTALARA TARTIŞMAYI TAŞIMA GAYRETİ İÇERİSİNDE OLDULAR”

 “Öncelikle bu süreci bir kez daha vatandaşlarımıza hatırlatmak istiyorum. Tek başımıza seçime katılma kararı almamızdan itibaren iki yumruk arasına sıkıştırılmak istenen milletimizin bu mücadeleye ortak oluşu engellenmek istendi. O anlamada önümüze engeller konulmaya gayret edildi. Genel Başkanımızın dünkü yaptığı açıklama da bazı sözleri bazı medya organları tarafından çarpıtılarak verilmiştir. Biz hem sarayın hem de bugün karşımıza çıkarılan bu engellerin de altını çizerek özellikle vurguladık. İYİ Parti kurulduğunda uzunca bir süre çok büyük engellemelerle karşılaştı. Barikatlar kuruldu, araçlar engellendi, salonlar verilmedi, elektriklerimiz kesildi. Genel Başkanımız dün bunları da ifade etti. Dedi ki bunların yanına yeni bir tane daha engelleme eklendi. Bazı yayın organları burada dem vurarak demlendiklerini unutup başka noktalara tartışmayı taşıma gayreti içerisinde oldular..

MESELA SAYIN MURAT ONGUN’DAN BİLGİ ALMAK İSTERLERSE DURUMUNUN GERÇEKLİĞİNİ, DETAYLARINI ÇOK DAHA NET BİR ŞEKİLDE GÖRMÜŞ OLACAKLARI DÜŞÜNCESİNDEYİM”

3 büyükşehirde pazartesi günü itibarıyla tüm vatandaşlarımıza sunacağımız tanıtım afişlerimiz billboardlara çıkacak ve bunları vatandaşlarımızın takdirlerine sunmuş olacaktık. İlgili yüklenici şirketle anlaşmamızı yaptık, ücretimizi gönderdik sözleşmemizi yaptıktan sonra. Bu manada pazar günü içerisinde söz konusu illerde billboardlara konumlandırmak üzere baskılar da alınmaya başlandı. Ama ne olduysa o arada ilgili şirket bize geri döndü ve bu afişleri bu sloganları bu haliyle kullanmalarına izin verilmediğini bize bildirdi. Tekrardan vatandaşlarımıza göstermek istiyorum. ‘Tek adam baskısına eş başkan kavgasına da mecbur değilsin’, bir diğeri ‘Cumhuriyete savaş açana da teröre alan açana da mecbur değilsin.’ Ne zaman görülmüştür bir siyasi partinin propagandası milletine sunduğu taahhütlerin bir belediye tarafından belirlenmek istenmesine. Dolayısıyla bunun siyasal rekabetle, demokrasiyle alakası yoktur. İlgili şirketten yazılı olarak da bize bu cevabı vermelerini istedik hala bir cevap yok. Sayın İmamoğlu ve Sayın Özel bu konuda bir açıklama yaptı, yanlış hatırlamıyorsam ikisinin de açıklamasının üzerinden 24 saat geçti. Bize herhangi bir şekilde bu şirketten anlaşmamız olduğunu rağmen, parasını ödediğimiz halde ve birisi CHP’nin genel başkanı diğeri İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı bu açıklamaları yapmış olmalarına rağmen herhangi bir olumlu seyir, adım, girişim olmamıştır. Zannediyorum bilgiyi doğru yerden almıyorlar. Onun için mesela sayın Murat Ongun’dan bilgi almak isterlerse durumunun gerçekliğini, detaylarını çok daha net bir şekilde görmüş olacakları düşüncesindeyim.”

Zorlu, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, “Bahsettiğim İYİ Partili, İYİ Parti’den seçilip AK Parti’ye geçen Eskişehir’deki milli irade hırsızına laf ediyorum” sözlerinin sorulması üzerine, “O iklimde yapıldığı anda ortaya konulmak istenen bu ifadeler, bizim kabul edebileceğimiz şeyler değil. Sayın Genel Başkan (Özgür Özel) bunu kast etmediğini ifade etmişse, bu noktada ben Sayın Genel Başkanımızın değerlendirme yapması gerektiği bir noktada, buna bir açıklama getirmeyeyim. Sayın Genel Başkanımız buna önümüzdeki günlerde değinecektir”yanıtını verdi.

Zorlu, bir gazetecinin köşe yazısında Akşener’in altılı masaya ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik söylediği iddia edilen sözlerin sorulması üzerine şu yanıtı verdi:

BU İDDİALARI KESİNLİKLE REDDEDİYORUZ”

“Bu yazıyı yazan kişinin yanlış hatırlamıyorsam sözlerini çarpıtması neticesinde televizyon programı durdurulmuştu. Bir defa şunu söyleyeyim; çok çirkin. Bu iddiaları kesinlikle reddediyoruz. Bakın ben operasyon siyaseti demiştim. Operasyon siyasetinin yanında bir de yakın geçmişte, propagandist gazetecilik eklendi. Bu şekilde kadro tamamlandı. Ancak biz bu konuda kararlıyız.”

Yorumlar (0)