Gökhan Günaydın, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile aralarında geçen konuşmayı anlattı

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, 8 partinin ortak imzasıyla TBMM’yi olağanüstü toplantıya çağırmalarına karşın TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un bu talebi yerine getirmemesine ilişkin Kurtulmuş ile aralarında geçen konuşmayı anlattı. Günaydın, Kurtulmuş’un kendisine, “Meclis nasıl olsa 16 Ocak'ta toplanacak. Bu Meclis’e olağanüstü toplantıya çağırma meselesini rutin bir şeye dönüştürmemek lazım. Ben böyle hayretle dinledim. Ve dedi ki: Meclis’in eğer bu konuyu çözebileceğine inansam, binde bir inansam, zaten o Meclis’i ben çağıracağım dedi. Dedim ki, Sayın Başkan, bir Meclis Başkanı Meclis’in herhangi bir konuda yararlı olamayacağını düşünüyor ve bunu ifade ediyor. Bu bir meclis başkanı açısından gerçekten talihsiz bir açıklama” dedi. Günaydın, bu sabah Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na 8 partinin temsilcileri olarak, konuyu Kurtulmuş ile yüz yüze görüşmek için yazılı talepte bulunduklarını açıkladı. Günaydın, “Mesele bir tutuklu milletvekili meselesi boyutunu aşmıştır. Can Atalay konusu önemli bir konudur ama bu Türkiye'de herkesin kişi güvenliğinin ihlali ve anayasa yargısının ortadan kaldırılması, Meclis İçtüzüğü’nün uygulanmasının fiilen ortadan kaldırılması sürecidir” diye konuştu.

GÜNDEM 10.01.2024, 13:22
Gökhan Günaydın, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile aralarında geçen konuşmayı anlattı

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşcıer, Ankara Milletvekilleri Aylin Yaman ve Aliye Timisi Ersever, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla bugün TBMM’de Parlamento Muhabirleri Derneği’ni ziyaret etti. Ziyaret esnasında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Günaydın, 8 parti olarak TBMM’yi 9 Ocak’ta toplantıya çağırmalarına rağmen bu talebi yerine getirmeyen TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile aralarında geçen konuşmayı açıkladı.

Günaydın, şunları söyledi:

“Gerçekten Parlamento Türkiye’de siyasetin kalbidir ve buradaki gelişmeleri aktarma, son derece kıymetlidir. Uzun yıllardır birlikte çalıştığımız arkadaşlarla bu ortamı birlikte kullanmaktan duyduğum memnuniyeti bir kez daha ifade etmek isterim. Bugün sayın Numan Kurtulmuş da sizi ziyarete gelecek.

MİLLETVEKİLİ OLAN BİR ARKADAŞIMIZIN MECLİS’TE DEĞİL DE SİLİVRİ’DE OLMASI HEPİMİZİN EN ÇOK DA MECLİS BAŞKANI’NIN İÇİNİ ACITMALIDIR

Türkiye’de hangi tarafta olursanız olun Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi (AYM) arasında ortaya çıkan krizin bir yargı krizi olmaktan çıkıp adeta bir demokrasi krizine doğru evrildiğini kabul etmemiz gerekiyor. Çünkü, bir tarafta AYM’nin kapatılması gerektiğini söyleyenler, diğer tarafta AYM üyelerini milli ve yerli olmamakla suçlayanlar, yargısal aktivizmle suçlayanlar, terör örgütünün sözcülüğü olduğunu ima edecek açıklamalar doğru açıklamalar değil. Diğer taraftan AYM’nin Yargıtay’ın kararına yönelik iki kez Anayasa’nın 153. maddesi açıktır ve ‘benim kararımı uygulamak zorundasınız’ diyen kararı ortada. Üstelik de bu AYM üyelerinin önemli bir kısmı, mevcut iktidarın döneminde atanmış insanlar ve bunlar son kararlarında oy birliği ile AYM kararlarının uygulanması konusunda ‘bir tereddüde yer vermemek gerekmektedir’ dediler. Bu, meseleyi bir Can Atalay meselesi olmanın çok ötesine taşıdı. Kuşkusuz 14 Mayıs 2023’ten beri milletvekili olan bir arkadaşımızın Meclis’te değil de Silivri’de olması hepimizin içini acıtmalıdır. En çok da Meclis Başkanı’nın içini acıtmalıdır. Çünkü burası daha evvel Ömer Faruk Gergerlioğlu ve Enis Berberoğlu vakalarında da görüldüğü üzere Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihatları uyarınca yargılamanın durdurulması ve arkadaşımızın Meclis’te olması gerekti. Ancak ortaya öyle bir tutum çıktı ki, karar çıktı ki, artık Türkiye'de anayasal yargı rafa kaldırıldı ve herkesin kişi güvenliği ihlal edilir hale geldi. Dolayısıyla bir milletvekili tutukluluğu meselesinin ötesinde bir duruma taşındı.

NUMAN BEY, ‘MECLİS’İN EĞER BU KONUYU ÇÖZEBİLECEĞİNE İNANSAM, BİN DE BİR İNANSAM, ZATEN O MECLİS’İ BEN ÇAĞIRACAĞIM’ DEDİ”

Şimdi bu bağlamda biz 8 siyasal partinin temsilcileri olarak, bunların arasında grup başkanları var, grup başkanvekilleri var, milletvekilleri var, Meclis’i 5 Ocak 2023 tarihinde verdiğimiz dilekçeyle olağanüstü toplantıya çağırdık. İçtüzüğün 7. maddesi diyor ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ya da milletvekili sayısının 5'te 1'i kadar kişi, yani 120 milletvekili, yazılı olarak talepte bulunurlarsa olağanüstü toplantıya çağrılır. Burada meclis başkanına bir takdir yetkisi tanınmıyor, çağırabilir denmiyor, çağırır deniyor, bu bir bağlı yetkidir. Ve 4 Ocak tarihli dilekçemizde dedik ki: 9 Ocak günü saat 15'te toplanmasını talep ediyoruz. Çünkü İçtüzük 7. madde, toplantı günü ve saatini de belirtin diyor. Ben Cumartesi günü, yani 6 Ocak günü Sayın Numan Kurtulmuş'un telefonunu aradım. Dedim ki, 'Sayın Başkan, talebimiz size ulaştı, hangi gün Meclis’i çağıracaksınız' Söyleyeceğim budur. 6 Ocak tarihinde bana denildi ki, ‘Meclis Başkanı şu anda İstanbul'da size dönecek.’ Arkadaşlar, pazartesi günü, yani 8 Ocak, saat 10.30'da döndü bana Numan Bey. Numan Bey bana şunu söylüyor: Ya Gökhan Bey, Meclis nasıl olsa 16 Ocak'ta toplanacak. Bu Meclis’e olağanüstü toplantıya çağırma meselesini rutin bir şeye dönüştürmemek lazım. Ben böyle hayretle dinledim. Ve dedi ki: 'Meclis’in eğer bu konuyu çözebileceğine inansam, binde bir inansam, zaten o Meclis’i ben çağıracağım' dedi. Dedim ki, Sayın Başkan, bir Meclis Başkanı Meclis’in herhangi bir konuda yararlı olamayacağını düşünüyor ve bunu ifade ediyor.

Bu bir Meclis Başkanı açısından gerçekten talihsiz bir açıklama. Ayrıca, Meclis 16 Ocak'ta açılacakmış da, ben onu 9 Ocak'ta neden toplantıya çağırıyor muşum? Bu benim siyasi irademdir. 8 siyasal partinin ortaya koyduğu siyasi iradedir. Bunu denetleme yetkisi ve gücü Meclis Başkanı’nda değildir. Dolayısıyla ben bunu sizinle tartışmam bile. Ben siyasi bir irade ortaya koyuyorum ve Meclis’i olağanüstü toplantıya çağırıyorum. Arkasından, dün akşam saat 18.30'da bana ulaşan bir yazısındaki gerekçeyi söyledi. ‘Evet ama’ dedi, ‘Meclis biliyorsunuz resmi olarak ara vermede değil. Dolayısıyla bu çağrınızın hukuki bir temeli de yok.' Dedim ki: Peki ben bunu bir sözlü irade olarak alayım mı? Yoksa sizden yazılı bir yanıt bekleyecek miyim? Dedi ki ‘Gökhan Bey bugün ben İstanbul’dayım. Yarın ben Ankara’da olacağım ve size yazılı yanıt vereceğim.’ Ben de dedim ki ‘Peki Sayın Başkan yazılı yanıtınız bize ulaşana kadar ben de bu konuda susacağım.

YANİ BEN 9 OCAK GÜNÜ 15.00’TE TOPLANTI ÇAĞRISI YAPIYORUM. O BANA 9 OCAK GÜNÜ SAAT 18.30’DA YAZILI YANIT VERMEYİ LÜTFEDİYOR

9 Ocak günü oldu Meclis’e sabahleyin geldik. Ben Meclis Başkanı’nı Kızılcahamam da konuşma yaparken görüyorum. Saat 11, 12. Herhalde diyorum konuşmasını yapar gelir. Sonra saat 17.00 oluyor, 18.00 oluyor ve hala Meclis Başkanlığı’ndan bize bir yazılı yanıt yok. Bürosunu arattırıyorum. Bugün yanıt vermeyi düşünüyor mu? Yani ben 9 Ocak günü 15.00’te toplantı çağrısı yapıyorum. O bana 9 Ocak günü saat 18.30’da yazılı yanıt vermeyi lütfediyor. Peki ne diyor bu yazılı yanıtta? ‘Anayasa’nın 93. Maddesi, İçtüzüğünden 5,6 ve 7. maddesi uyarınca talebiniz olumlu karşılanmamıştır.’ Efendim bir insan herhangi bir konuya dayanak yaptığı maddelerde kendisine dayanak oluşturacak bir düşünce arar. Anayasa’nın 93. Maddesi, ara vermede Meclis’in toplantıya çağrılmasının koşullarını belirliyor. Bu koşullar da İçtüzüğe aynen derc edilmiş durumda. 2023 yılının hangi gününde Meclis kapatıldı? 27 Aralık çarşamba günü. Öyle değil mi arkadaşlar? 27 Aralık çarşamba. Hangi gün açılmak üzere kapatıldı? 16 Ocak günü açılmak üzere. Demek ki 27 Aralık'tan 16 Ocağa kadar Meclis fiilen kapalı. Efendim, bu danışma kurulu kararına dayanmıyormuş da danışma kurulu kararı olmadığı zaman bu bir ara verme olarak tanımlanamazmış da bu nedenle de talebimiz hukuki değilmiş.

“2 OCAK 2020 GÜNÜ MUSTAFA ŞENTOP MECLİS BAŞKANIYKEN HUKUKİ VE FİİLİ DURUM BİRE BİR AYNIYKEN TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ TOPLANTIYA ÇAĞRILMIŞTIR”

Bakın arkadaşlar, Meclis’te, hukuk fakültelerinde, ben bir hukuk fakültesi öğretim üyesiyim, Medeni Kanun'nun ikinci maddesi öğrencilere iyi niyet kuralı olarak anlatılır. Yani hukuku dolanmaya kalkmayacaksınız. Hukukta her türlü maddeyi iyi niyet kuralı çerçevesinde değerlendireceksiniz. Genel kurul fiilen kapalı mı? Meclis ara vermedi mi? Milletvekilleri bölgelerinde mi? Evet, genel kurul çalışmıyor değil mi? Peki hangi komisyon çalışıyor? Diğer ki komisyon çalışıyor. Bu meclisin fiilen çalıştığı anlamına geliyor mu? Bu bağlamda Meclis’i olağanüstü toplantıya çağırmamak için bahane üretmek, İçtüzük’te bulamadığı hükümlerin arkasına saklanmaya çalışmak Meclis Başkanı’na yakışmıyor. Bunu ifade etmek istedim. Ayrıca, 2 Ocak 2020 günü Mustafa Şentop Meclis Başkanıyken hukuki ve fiili durum birebir aynı iken Türkiye Büyük Millet Meclisi toplantıya çağrılmıştır. Meclis Başkanı tarafından ve o toplantı gerçekleştirilmiştir. Zaten İçtüzük 6 ve 7 ‘meclis başkanı ya da 5'te 1'i kadar milletvekilinin yazılı talebiyle olmak kaydıyla’ diyor. Peki o tarihte toplanan Meclis bugün niye toplanamıyor? Ha şunu söylüyorlar. Bana da söyledi telefonda. Sayın Özgür Özel o gün demiş ki bu yaptığınız hukuki değil. Peki Özgür Bey'in tutumu mu galebe çalmış yoksa zamanın meclis başkanının tutumu mu galebe çalmış? O gün o toplantı yapılmış mı? Yapılmış. Bu bir teamül anlamına geliyor mu? 2020'de yapılan toplantı bugün neden yapılamıyor? Bunu bir kere daha ifade etmek, sormak lazım.

“ADETA MECLİS BAŞKANI DİYOR Kİ: SİZ NASIL ÇOĞUNLUĞA YA DA HAKKA SAHİP OLURSANIZ OLUN BEN BU MECLİS’İ KEYFİYETLE YÖNETİRİM”

CHP, Saadet PArtisi, Gelecek Partisi DEVA Partisi, Demokrat PArti, DEM Parti, Türkiye İşçi PArtisi ve EMEP, sekiz parti yazılı dilekçesini ulaştırmıştır. İYİ Parti, dilekçeye imza atmamakla birlikte toplantıya katılacağını sözlü olarak ifade etmiştir. Geriye kim kalıyor? AKP, MHP, Hüda-Par, Yeniden Refah ve DSP kalıyor. Adeta Meclis Başkanı diyor ki: Siz nasıl nice ve nitel çoğunluğa ya da hakka sahip olursanız olun ben bu Meclis’i keyfiyetle yönetirim. Canım isterse toplantıya çağırırım, istemezse çağırmam. Bakın bu, 4 Ocak'ta, 5 Ocak'ta, 9 Ocak'ta, 10 Ocak'ta yaşanan bir fiili durumdan öte bir noktaya taşınmıştır. Türkiye'de yarın, iktisadi olarak bir kriz ortamı olsa, siyasi olarak bir darbe girişimi olsa, uluslararası anlamda çok ciddi bir tehlike Türkiye'yi bekliyor olsa, biz yeter sayıda milletvekiliyle olağanüstü toplantıya çağırsak, o gün meclisi yönetici arkadaş, ‘biz 9 Ocak'ta bunu reddetmiştik, bugün de reddederiz, ara vermede değiliz’ diyebilir. Bunu hukuka, akla, vicdana, Türkiye'nin ortak geleceğine uygun bulabilen kimse var mıdır? Herhalde bunu kabul etmek kesinlikle mümkün değildir.

“MECLİS BAŞKANI İLE YÜZ YÜZE GÖRÜŞMEK İÇİN YAZILI TALEPTE BULUNDUK”

Bu bağlamda bugün itibarıyla, bu sabah Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na 8 partinin temsilcileri olarak yaptığımız diplomasi sonrasında bir yazılı talepte bulunduk. Meclis Başkanlığı'na dedik ki, ‘10 Ocak günü mesainiz hangi saatte uygun ise efendim, bu 8 partinin temsilcileri olarak yanınıza gelmek ve Türkiye'nin bu çok önemli siyasi gündemini sizinle sözlü olarak müzakere etmek üzere randevuyu arz ve talep ediyoruz.’ Sayın Numan Kurtulmuş'un bu arz ve talebe karşı nasıl bir yanıt vereceğini bekleyeceğiz. 8 siyasal parti temsilcileri ile beraber bugün Ankara'dadır. Sayın Meclis Başkanlığı ziyaret ederek yaptığı Anayasa’ya, İçtüzüğe, Meclis hukukuna ve Meclis’in teamüllerine aykırı bu tutumu kendisiyle müzakere etmek ve kendisinin fikrini değiştirmesine katkı sunmak istiyoruz. Eğer bunu yapmaz ise Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı’nın Meclis’i temsil edebilme gücünün önemli ölçüde aşınacağını ifade edelim. Biz Meclis Başkanıyla karşı karşıya bir siyaset izlemek istemiyoruz. Türkiye'de meclis başkanları tarafsızlıkları ve bağımsızlıklarıyla ünlüdür. Geçmişte meclis başkanlığı yapmış çok sayıda arkadaşımızı sağdan soldan bu bağımsızlıkları ve tarafsızlıklarıyla olumlu olarak anarız. Biz diliyoruz ki Sayın Numan Kurtulmuş da mensubu olduğu partinin temsilcisi niteliğinden bir an evvel çıksın ve Meclis’in tarafsız yöneten bir Meclis Başkanı niteliğine dönüşsün. Biz de kendisine saygı duymaya devam edelim ve böylece parlamento çalışmalarını sağlıklı bir şekilde yürütelim. Bunun yanında arkadaşlar bu sekiz partinin Meclis Başkanı görüşmesinin sonucuna bağlı olarak bir ortak bildiri ile toplumu yeniden aydınlatacağını ifade edelim.

“MESELE BİR TUTUKLU MİLLETVEKİLİ MESELESİ BOYUTUNU AŞMIŞTIR”

Son cümlem şudur, mesele bir tutuklu milletvekili meselesi boyutunu aşmıştır. Can Atalay konusu önemli bir konudur ama bu Türkiye'de herkesin kişi güvenliğinin ihlali ve anayasa yargısının ortadan kaldırılması, Meclis İçtüzüğü’nün uygulanmasının fiilen ortadan kaldırılması sürecidir. Bu bağlamda bu konunun üzerinde durmaya devam edeceğim.”

Yorumlar (0)