23 Şubat 2018, Cuma

HABERİN KALBİ / Halktan Yana - Gerçek Haber

EĞİTİM-İŞ’İN YARDIMCI DOÇENTLİK DÜZENLEMESİNE İLİŞKİN GÖRÜŞLERİ

EĞİTİM-İŞ’İN YARDIMCI DOÇENTLİK DÜZENLEMESİNE İLİŞKİN GÖRÜŞLERİ

Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş imzasıyla 16.01.2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sunulan ve 17.01.2018 tarihinde TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna havale edilen, “Yükseköğretim Kanunu ile Yükseköğretim Personel Kanunu ve Yükseköğretim Kurumları Öğretim Elemanlarının Kadroları Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Gerekçesi” hakkındaki görüşlerimiz aşağıdaki gibidir:

 

KANUN TEKLİFİNİN GEREKÇESİ HAKKINDA GÖRÜŞÜMÜZ

 

Söz konusu Kanun Teklifinin Gerekçesinde,

 

Ülkemizin 2023 yılında dünyanın en büyük 10 ekonomisi içinde olma hedefine ulaşabilmesi nitelikli insan kaynağı ile mümkün olacaktır.

Yükseköğretim sisteminin sorunlarına güvenilir ve ileriye dönük çözümler üretilmesi, yükseköğretim kurumlarının yüklendikleri sorumlulukları yerine getirebilmelerinde büyük önem taşımaktadır. Öğretim elemanlarının hizmet gücünden verimli bir şekilde faydalanabilmesi için yeni düzenlemelere ihtiyaç duyulmaktadır

 

denilmiştir.

 

Kanun Teklifinin Gerekçesinde yer verilen bu amacın, üniversitelere ayrılan kaynağı artırmadan, her yıl üniversitelere alınan öğrenci sayısını artırmayı durdurup, öğrenci kontenjanlarının belirlenmesinde öğrenci alacak bölümlerin öğretim elemanı sayısını, dersliklerin kapasitesini ve diğer imkânları dikkate alarak oluşturulacak objektif kriterler belirlemeden, öğretim elemanlarının çalışma koşullarını iyileştirmeden, onların kendilerini akademik bakımdan geliştirmeleri bağlamında olanaklarda iyileştirme yapmadan, sadece unvan/isim değişikliğiyle, doktor araştırma görevlilerine ders verdirerek gerçekleşmesi mümkün değildir.

 

Kanun Teklifi Gerekçesinde, yardımcı doçentlik kadrosunun doçentin yardımcısı

şeklinde yanlış bir algı oluşturduğu ifade edilerek, yapılmak istenilen değişikliğe bir haklılık kazandırılmaya çalışılmakta olup, belirtilenin aksine, böyle yaygın bir yanlış algı bulunmamaktadır. Akademide herkes yardımcı doçentin de bir öğretim üyesi olduğunun, yardımcı doçentlerin kimsenin yardımcısı olmadığının farkındadır. Neredeyse sırf bu gerekçeyle, yardımcı doçentlik kadrosu kaldırılarak ihdas edilmek istenilen “doktor öğretim görevlisi” kadrosu, mevcut yardımcı doçentler için bir TENZİL-İ RÜTBEDİR; KABULÜ MÜMKÜN DEĞİLDİR.

Esasen yardımcı doçent kavramının karışıklığa neden olduğu iddiasıyla yapılmaya çalışılan bu değişiklik, asıl mevcut öğretim görevlisi kadrosu ile karışıklığa neden olacak “doktor öğretim görevlisi” kadrosunu ihdas etmeyi amaçlamaktadır. Değişiklik gerçekleşirse, “öğretim üyesi olan öğretim görevlisi” ile “öğretim üyesi olmayan öğretim görevlisi” kavramları uygulamada çok daha fazla karışıklığa neden olacaktır.

 

Kanun Teklifi Gerekçesinde,

 

“…“doktoradan sonra doçentlikten önce zorunlu bir kademe olarak kabul edilmekte olan” yardımcı doçentlik kaldırılmakta ve doktorasını bitirenlerin doçentliğe geçişi kolaylaştırılmaktadır. Yapılacak düzenlemeyle doktora sonrasında öğretim üyeliğine geçiş sürecinin daha hızlı bir şekilde gerçekleşmesi mümkün olacaktır

 

denilmektedir.

Doçentlik koşulları/kriterleri yeniden değerlendirilerek makul bir şekilde belirlenmeden, sırf mevcut durumda öğretim üyesi olan yardımcı doçentlerin, öğretim üyesi olmayan “öğretim görevlisi” unvanıyla anılmasıyla, Gerekçedeki bu amaca ulaşmak mümkün değildir. Kanun Teklifinde getirilmek istenilen düzenlemeyle, Gerekçede açıklanan bu amaca ulaşılması arasında hiçbir bağlantı yoktur.

Yine, akademik yükseltmelerde daha şeffaf, sorunları giderici Yükseköğretim Kurulu (YÖK) yönetiminin oluşması, üniversitelerin karar alma süreçlerinde daha öne çıkması amacına, bu Kanun Teklifiyle ulaşılması mümkün değildir.

Sonuç olarak, Kanun Teklifinin Gerekçesinde belirtilen amaçlara, getirilmek istenilen düzenlemeyle ulaşılması mümkün değildir.

 

KANUN TEKLİFİNDEKİ YARDIMCI DOÇENTLİK UNVANININ KALDIRILMASI HÜKMÜ HAKKINDA GÖRÜŞÜMÜZ

 

“Doktor Öğretim Görevlisi” Kadrosunun İcadı: Neye hizmet edecek?

 

İlgili Kanun Teklifiyle “yardımcı doçentlik” kaldırılarak yerine “doktor öğretim görevliliği” getirilmektedir.

2547 sayılı Yükseköğretim Kanununda öğretim üyeleri, yükseköğretim kurumlarında görevli profesör, doçent ve yardımcı doçentler olarak sayılmıştır. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununa göre,

profesör, en yüksek düzeydeki akademik unvana sahip kişi,

doçent, doçentlik sınavını başarmış akademik unvana sahip kişi,

yardımcı doçent ise, doktora çalışmalarını başarı ile tamamlamış, tıpta uzmanlık veya belli sanat dallarında yeterlik belge ve yetkisini kazanmış, ilk kademedeki akademik unvana sahip kişidir.

Öğretim görevlisi ise, ders vermek ve uygulama yaptırmakla yükümlü bir öğretim elemanı olup öğretim üyeleri arasında sayılmamıştır.

 

Kanun Teklifine göre “Doktor öğretim görevlisi”:

 

Doktora çalışmalarını başarı ile tamamlamış, tıpta, diş hekimliğinde, eczacılıkta ve veteriner hekimlikte uzmanlık unvanını veya Üniversitelerarası Kurulun önerisi üzerine Yükseköğretim Kurulunca tespit edilen belli sanat dallarının birinde yeterlik kazanmış olan, akademik unvana sahip kişidir”.

 

Son dönemde basına da yansıyan açıklamaların sonucu olarak, özellikle Temmuz 2017 tarihinden itibaren, doçentlik başvuru süreci, tüm üniversite camiasında ve kamuoyunda tartışılmaktaydı. Ardından, YÖK tarafından üniversitelerden bu konuda görüşlerini bildirmeleri istenmiş ve görüşler YÖK’e ulaşmıştır. 6 ay boyunca yapılan tartışmalarda ve kamuoyuyla paylaşılan görüşlerde hiç üzerinde durulmamış olan, önerildiği yolunda hiçbir açıklamanın yapılmadığı, yeni bir “doktor öğretim görevliliği” unvanının icat edilmesinin, akademinin sorunlarının çözümüne hiçbir faydası olmayacaktır.

 

 “Doktor öğretim görevlisi” olarak atama

 

Kanun Teklifine göre, açık bulunan “doktor öğretim görevlisi kadrosu” YÖK Başkanlığınca ilan edilecektir (m. 3). Mevcut durumda, bir üniversite biriminde açık bulunan yardımcı doçentlik, rektörlükçe ilan edilmektedir (2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu m. 23).

“Doktor öğretim görevlisi” kadrosu ilan yetkisinin, rektörlüklerden alınarak YÖK Başkanlığına devredilmesi yerinde değildir. Üniversiteler ihtiyaçlarına göre kadro ilanı yapabilmelidir. Aksi durum, üniversitelerin kadro ilanında YÖK Başkanlığına bağımlı olmasına ve kadrolaşmaya yol açabileceğinden sakıncalıdır.

İlan edilen “doktor öğretim görevlisi kadrosuna, en çok 4 yıl süre ile atama yapılabilecektir. Asgari ne kadar süreyle “doktor öğretim görevlisi” olarak atanabileceği şeklinde bir düzenlemeye hükümde yer verilmemiştir. Mevcut durumda ise, yardımcı doçentler her seferinde ikişer veya üçer yıllık sürelerle atanabilmektedir. Bu durumda örneğin 6 ay için doktor öğretim görevlisi olarak atanılabilecek iken, aynı şey mevcut durumda bir yardımcı doçent için söz konusu değildir. Bu düzenleme, yeniden atamalarda atamayı çok kısa sürelerle yaparak “doktor öğretim görevlileri”ne baskı yapılmasına yol açabilecektir.

Mevcut durumda Dekan veya ilgili müdür kendi yönetim kurullarının görüşünü de aldıktan sonra önerilerini rektöre sunmakta, yardımcı doçentliğe atama ise rektör tarafından yapılmaktadır. Doktor öğretim görevlilerinin atanmasının kim tarafından ve nasıl bir usul izlenerek yapılacağına ise Kanun Teklifindeki ilgili maddede yer verilmemiştir.

Üniversitenin, doktor öğretim görevlisi atamada aranacak asgari koşullar yanında belirleyebileceği ek koşulların, sadece ilk atamada mı aranacağı yoksa atamanın yenilenmesinde de mi aranacağı konusunda da Kanun Teklifinin ilgili maddesinde açıklık bulunmamaktadır.

Kanun Teklifinde ilgili maddede “atama yapılacak programın eğitim dilinde” en az 55 puan (veya muadili) alınmış olması aranmaktadır. Atama yapılacak program -çoğunlukla olduğu üzere- Türkçe eğitim yapmaktaysa, adayın hangi dilde asgari dil puanı koşulunu sağlaması aranacaktır? Maddenin yazımında hata yapılmıştır. Bu haliyle ilgili maddenin uygulanabilmesi mümkün değildir.

Bu gibi önemli hatalar, böylesine önemli konularda sorunlara çözüm getirme iddiasında olan bir Kanun Teklifinin hazırlanmasındaki özensizliğe delalet etmektedir.

 

Mevcut Yardımcı Doçentlerin “Doktor Öğretim Görevlisi Kadrosu”na geçirilmesi TENZİL-İ RÜTBEDİR: KABULÜ MÜMKÜN DEĞİLDİR!

 

Kanun Teklifiyle, mevcut durumda “yardımcı doçent” kadrosunda bulunan öğretim üyeleri, doğrudan, ihdas edilen bu yeni “doktor öğretim görevlisi” kadrosuna geçirilmektedir ki, böyle bir işlem TENZİL-İ RÜTBE olup kabul edilemez. Böyle bir düzenleme, mevcut yardımcı doçent akademik unvanına sahip öğretim üyeleri için bir STATÜ KAYBIDIR VE ONLARIN KAZANILMIŞ HUKUKİ DURUMLARINA ZARAR VERECEKTİR; KABULÜ MÜMKÜN DEĞİLDİR.

Kanun Teklifinin Gerekçesinde, “yardımcı doçentlik” kadrosunun o günkü sorunlara pratik çözüm üretmeye yönelik olmak üzere icat edilmesinden dem vuranlar, şimdi aynı iddia ile mevcut tüm yardımcı doçentler için tenzil-i rütbe/statü kaybı/kazanılmış hukuki durum kaybı anlamına gelen “doktor öğretim görevlisi” kadrosunu icat etmek istemektedirler. Bunun kabulü mümkün değildir.

Eğer böyle bir işlem yapılırsa pek çok yardımcı doçent, bu işlemin iptali için yargı yoluna başvurabilecektir.

 

 

“Öğretim üyesi olmayan öğretim görevlisi”-”öğretim üyesi olan öğretim görevlisi” ayrımı, akademik, idari ve mali konularda karışıklıklara yol açacak niteliktedir.

 

Kanun Teklifiyle yaratılmak istenen,

 

  1.  

“öğretim üyesi olmayan öğretim görevlisi” (halen mevcut olan) ve

“öğretim üyesi olan öğretim görevlisi” (Kanun Teklifiyle getirilmek istenilen: “doktor öğretim görevlisi”)

şeklindeki iki tür öğretim görevliliği, uygulamada karışıklıklara yol açacaktır.

Mevcut durumda var olan birinci gruptaki öğretim görevlileri, ya üniversite dışından ve asıl görevlerini yapmaya devam ederek, ders saat ücretiyle görevlendirilmekte veya 2-3 yıl gibi belli sürelerle bütün çalışmalarını üniversiteye hasrederek atanabilmektedirler.

Halen mevcut olup, Kanun Teklifinin kabul edilmesi halinde de mevcut olmaya devam edecek olan, “öğretim üyesi olmayan öğretim görevlileri” ile Kanun Teklifinin kabulü halinde “doktor öğretim görevlisi” kadrosunun ihdasıyla oluşacak kadroda yer alacak, doktorasını yapmış, öğretim üyesi olan “doktor öğretim görevlileri” bakımından, hem görevde oldukları dönemde hem de emeklilik döneminde, akademik, idari ve mali konularda karışıklıklar ortaya çıkacaktır.

 

“Doktor öğretim görevlisi” kadrosunun ihdasıyla öğretim üyeliğine geçişin kolaylaşacağı yolundaki bir gerekçe kabul edilemez: ÇÜNKÜ YARDIMCI DOÇENTLER MEVCUT KANUN UYARINCA ZATEN ÖĞRETİM ÜYESİDİR.

 

Kanun Teklifinde, “doktor öğretim görevliliği” kadrosunun oluşturulma gerekçesi olarak, doktora sonrasında öğretim üyeliğine geçiş sürecinin daha hızlı bir şekilde gerçekleşmesinin sağlanması gösterilmiştir. Oysa mevcut durumda, doktora sonrası yardımcı doçent kadrosuna atanmayla, zaten öğretim üyesi olunmaktadır. Bu nedenle, “doktor öğretim görevlisi” şeklinde yeni bir kadro ihdasına gerek yoktur. Bu kadar esaslı bir konuda bile hata yapılmış olması, Kanun Teklifinin özensiz hazırlandığının bir başka kanıtıdır.

 

Yardımcı doçentlik, doktoradan sonra doğrudan doçentliğe başvurma yolunda bir engel değildir.

 

Kanun Teklifinin Gerekçesinde yardımcı doçentlik, doçentliğe giden yolda bir engel olarak sunulmuş, bu unvanın kaldırılmasıyla, doktorasını bitirenlerin doçentliğe geçişinin kolaylaştırıldığı iddia edilmiştir. Bu iddianın mevcut hukuki durum ve uygulamayla bir ilgisi bulunmamaktadır. Zira mevcut sistemde, doktorasını bitirenlerin -yardımcı doçent olarak atanmadan da- doçentlik başvuru sürecinde aranan doçentlik başvuru koşullarını/kriterlerini yerine getirerek doğrudan doçentliğe başvurması ve bu süreçteki ilgili aşamaları başarı ile tamamlamak kaydıyla doçent unvanını alabilmesi zaten mümkündü.

İddia edilenin aksine, yardımcı doçentlik unvanının mevcudiyeti, doktoradan sonra (yardımcı doçent kadrosuna atanmadan) doçent olunmasına engel değildir.

 

Yardımcı doçentliğin kaldırılması, tek başına, doçentliğe geçişi kolaylaştırmaz.

 

Kanun Teklifi Gerekçesinde yanıltıcı bir şekilde, yardımcı doçentlik unvanının kaldırılmasıyla, doktoradan doçentliğe geçişin kolaylaşacağı belirtilmiştir. Doçentliğe geçişin kolaylaşması ancak, mevcut doçentlik başvuru koşullarında/kriterlerinde yapılacak değişiklikle, akademisyenlere kendilerini bilimsel açıdan geliştirebilmeleri için sağlanan olanakların artırılmasıyla mümkün olabilir.

“Doktor öğretim görevlisi” kadrosunun ihdası, üniversitelerde eğitimin kalitesinin yükseltilmesi, nitelikli bilim insanlarının yetiştirilmesi ile bilimsel çalışmaların sayısının, niteliğinin artırılması bağlamında, bir iyileşme ve gelişme sağlamaya yetmez. Yapılmak istenilen bu değişiklik, isim değişikliğinin ötesinde bir anlam taşımamaktadır.

 

Kanun Teklifiyle, getirilmek istenilen değişiklikte, “yardımcı doçent” unvanı kaldırılmakta ve fakat bu statüdekiler için olumlu yönde esaslı hiçbir düzenleme öngörülmemektedir.

 

Mevcut durumda yardımcı doçentler, bir öğretim üyesi olarak, kadro ve unvanlarının gerektirdiği görevleri (ders verme, yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin tez konusun seçiminden tezin savunmasına kadar geçen süre içinde danışmanlık yapma, yüksek lisans ve doktora jürilerinde jüri üyeliği, sınav sorusu hazırlama, sınav kağıdı değerlendirme, üniversite bünyesinde çeşitli akademik ve idari görevleri; dekan yardımcılığı, enstitü müdür yardımcılığı, meslek yüksekokul müdürlüğü veya müdür yardımcılığı, bölüm başkanlığı, bölüm başkan yardımcılığı, anabilim dalı başkanlığı, fakülte bünyesindeki komisyon ve kurullardaki üyelikler; fakülte kurulu ve fakülte yönetim kurulu üyeliği, seminer, konferans, sempozyum vb. bilimsel toplantılarda tebliğ sunma gibi görevler) yerine getirmektedirler.

Bunun karşılığında, yardımcı doçentler, profesör ve doçent unvanlı öğretim üyelerinden daha az ücret almakla birlikte iş güvencesinden de yoksundur. Yardımcı doçentler, her atama döneminde sona eren ve yenilenen belirli sürelerle (iki yıllık veya üç yıllık sürelerle) çalışmakta, her bir atama döneminde eserleri doçent ve profesörlerden oluşan akademik jüriler tarafından değerlendirmeye alınmaktadır: DEVLET ÜNİVERSİTELERİNDEKİ YARDIMCI DOÇENTLER, PROFESÖR VE DOÇENTLERİN AKSİNE, DEVLET MEMURLUĞU GÜVENCESİNDEN YOKSUNDUR; DAİMİ BİR KADROYA SAHİP DEĞİLDİR.

Üniversitelerde eğitim-öğretim faaliyetlerinin önemli bir kısmını yerine getiren, bir yandan da akademik anlamda gelişimi için çaba harcayan yardımcı doçentlerin, yukarıda belirtilen iş güvencesine-daimi kadroya kavuşturulması, belirli sürelerle yeniden atama/sözleşmesinin yenilenmesi zorunluluğunun ortadan kaldırılması gerekir. Kanun Teklifiyle getirilmek istenilen düzenlemede bu yönde hiçbir hükmün/iyileşmenin yer almadığı görülmektedir.

 

Doktor unvanına sahip araştırma görevlileri, bir yandan haftada on iki saate kadar ders verip bir yandan da nasıl kendi akademik gelişimlerini sağlayabileceklerdir?

 

Kanun Teklifinde; doktora çalışmalarını tamamlamış, tıpta, diş hekimliğinde, eczacılıkta ve veteriner hekimlikte uzmanlık unvanını veya tespit edilen belli sanat dallarında yeterlik kazanmış olan öğretim yardımcılarının, talepleri ve üniversite yönetim kurulunun uygun görmesi halinde azami on iki saat ders verebilecekleri hükme bağlanmıştır.

Yukarıda belirtilen statüleri yeni edinmiş akademisyenlerden, gereği gibi ders verebilme yeterliliğini sağlayabilmek için, belli bir süre (örneğin iki yıl) daha kendini geliştirebilme adına imkânlar sağlanmadan, hemen ders verme yükümlülüğü altına girmelerini beklemek, Kanun Teklifinin Gerekçesinde dile getirilen amaçla çelişmektedir.

Akademisyenlik mesleğinin henüz başındaki bu kişilerin haftada on iki saate kadar ders vermesi demek, kendi akademik gelişmesinde (örneğin yayın yapma vs.) yavaşlama anlamına gelebilecektir.

Ders verdirilebilmesi için talepte bulunmaları gereği Kanun Teklifinde yer almışsa da, mesleğin henüz başındaki akademisyenlerin ders vermek istemediklerini söylemeleri ve kendilerinden daha yüksek akademik unvanlı hocalarına bu bağlamda olumsuz yanıt vermeleri çok da muhtemel görünmemektedir.

Bu şekilde ders veren öğretim yardımcılarının, ders verme karşılığı, maaşlarında bir yükselme olacağına ilişkin bir hüküm de Kanun Teklifinde yer almamıştır.

Böyle bir düzenlemenin yer aldığı Kanun Teklifinde, bir yandan da, doktoradan doçentliğe geçişin hızlandırıldığı iddiası dayanaktan yoksundur.

Kaldı ki, son dönemde YÖK Yürütme Kurulu’nun aldığı bir kararla, mevcut durumda da zaten doktor araştırma görevlilerinin ders verebilmelerinin önü açılmış ve bazı üniversitelerde bu yönde ders görevlendirmeleri yapılmıştır. Dolayısıyla, doktor araştırma görevlilerine ders verdirilmesinin sağlanması, yeni bir durum olmayıp, bunun, üniversitelerde eğitimin kalitesinin artırılması, genç akademisyenlerin kendilerini akademik anlamda geliştirmeleri ve nitelikli bilimsel çalışmaların artırılması bağlamında hiçbir iyileştirici/olumlu etkisi bulunmamaktadır.

 

KANUN TEKLİFİNDE YERALAN DOÇENTLİK SÜRECİYLE İLGİLİ DEĞİŞİKLİK ÖNERİLERİ HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜMÜZ

 

Mevcut durumda, merkezi olarak yapılan doçentlik sözlü sınavında başarılı olanlar bu andan itibaren doçentlik unvanını kullanabilmektedir. Kanun Teklifinde ise doçentlik, ÜAK’tan “doçentlik yeterlik belgesi” alındıktan sonra, her bir üniversitenin belirleyebileceği kriterlerin sağlanması şartıyla ilgili üniversite tarafından verilebilen, yani kadro açılmasına/kadro açılmasına bağlı bir unvan olarak düzenlenmiştir.

 

                        Kanun Teklifinde “doçentlik” şöyle tanımlanmıştır:

Üniversitelerarası Kurul tarafından verilecek doçentlik yeterlik belgesine sahip olan ve yükseköğretim kurumlarının bilimsel kaliteyi artırmak amacına yönelik, bilim disiplinleri arasındaki farklılıkları da göz önünde bulundurarak belirlediği objektif ve denetlenebilir nitelikteki ek koşulları sağlayan veya yükseköğretim kurumları dışından başvurularda ise Üniversitelerarası Kurul tarafından verilecek doçentlik yeterlik belgesine sahip olan ve Üniversitelerarası Kurul tarafından belirlenecek ek koşulları sağlayan akademik unvana sahip kişidir”.

Mevcut sistemden farklı olarak, Kanun Teklifine göre, yükseköğretim kurumları içinden doçentlik başvuruları ile yükseköğretim kurumları dışından doçentlik başvurularında farklı koşullarla doçentlik unvanı alınabilecektir: BU DURUM “AYNI UNVAN İÇİN FARKLI KOŞULLAR” ANLAMINA GELİR VE BU DA ADALET HİSSİNİ YARALAR.

 

Kanun Teklifine göre, mevcut durumda olduğu gibi, iki şekilde “doçent” olunabilmektedir: Yükseköğretim kurumları içinden ve yükseköğretim kurumları dışından.

Ancak getirilmek istenilen sistemde, artık doçentlik unvanının verilmesi üniversitelere bırakıldığından, yükseköğretim kurumu içinden veya dışından başvuruluyor olması bakımından, doçentlik unvanının verilmesi sürecinde farklılık ortaya çıkmıştır. Şöyle ki:

 

  1.  

Yükseköğretim Kurumları içinden başvurularda:

ÜAK tarafından verilecek doçentlik yeterlik belgesine sahip olan ve

ilgili üniversite tarafından ilan edilen doçentlik kadrosuna başvurup,

yükseköğretim kurumlarının belirleyebileceği ek koşulları sağlayan kişiler

ile

 

  1.  

Yükseköğretim kurumları dışından başvurularda: 

ÜAK tarafından verilecek doçentlik yeterlik belgesine sahip olan ve

ÜAK tarafından belirlenecek ek koşulları sağlayan kişiler

 

doçent unvanı alabileceklerdir.

 

Kanun Teklifiyle getirilmek istenilen bu düzenlemenin iki sakıncası vardır:

 

Kanun Teklifiyle getirilmek istenen sistemde, yükseköğretim kurumları içinden başvurularda, ilgili üniversitenin doçentlik kadrosu ilanı, doçent unvanı alabilmenin/doçent olabilmenin bir ön şartı gibidir.

Zira, bir akademisyenin doçent olabilmesi, çalıştığı yükseköğretim kurumunun, başvurabileceği bir doçentlik kadrosu ilan etmesine bağlanmış, doçentlik “kadroya/kadro ilanına bağlı” bir unvana dönüştürülmüştür. Bu sistemde, ilgili yükseköğretim kurumu doçentlik kadrosu ilan etmeyerek, bünyesinde çalışan akademisyenlerin doçent olmalarını engelleyebilecektir. Bu sakınca da, “doçentlik unvanı verilmesi"nin merkezi olarak (ÜAK tarafından) yapılması yönündeki düşüncemizin haklılığını kanıtlamaktadır.

Doçentlik başvurularında,

yükseköğretim kurumu içinden doçentlik kadrosuna başvuracak adayların, ilgili üniversitelerin belirleyebileceği ek koşul/koşulları yerine getirmesi gerekli iken,

yükseköğretim kurumu dışından doçentlik başvurularında,

      merkezi bir sistem uygulanacak, bu durumdaki tüm doçent

      adayları ÜAK tarafından belirlenecek -aynı- ek koşullara tabi 

      olacaklardır.

BU DURUM, AYNI UNVANI ALACAK KİŞİLERİN FARKLI KOŞULLARA TABİ OLMASI ANLAMINA GELECEK OLUP ADİL DEĞİLDİR; KABUL EDİLEMEZ. 

     

Ancak zaten, akademik çevrede oluşan ağırlıklı görüş, öğretim elemanı olmayan kişilere, doçent olma olanağı tanınmaması gerektiği yolundadır.

 

Bu görüşün gerekçesi, meslekten olmayan ve akademik geleneğin içinden yetişmeyen kişilerin, doçent olarak akademisyenlik mesleğinin gereklerini yerine getirmelerinin mümkün olmamasıdır. Zira, akademi, kurum olarak bir bütündür ve akademisyenlik bir meslektir. Akademisyenlik sadece yayın yapmaktan ibaret değildir. Bunun yanında, önlisans/lisans/lisansüstü programlarda ders verilmesini, araştırma görevlisi alımında, lisansüstü sınav ve tez jürilerinde jüri üyeliği yapılmasını,  uzun aşamalı bir süreci içeren lisansüstü tez yönetimini, usta-çırak ilişkisini gerektiren araştırma görevlisi/bilim insanı yetiştirilmesini, sınav yapılmasını, cevap kâğıtlarının değerlendirilmesini, sınav nöbetlerinin tutulmasını, öğrencilerle ilgilenilmesini, bir kurum olarak akademinin işleyişini sağlayan her türlü akademik ve idari görevin yerine getirilmesini içerir. Tüm bu akademik gereklilikler, bir bütün olarak akademiyi/akademik geleneği oluşturur ve uzun bir mesai harcanmasını gerektirir. Bunlardan sadece yayın koşulunu yerine getirenlerin, sırf bu nedenle akademisyen olmadığı ve olamayacağı açıktır.

 

Kanun Teklifiyle, doçent adaylarının büyük çoğunluğu bakımından, doçentlik unvanı artık merkezi olarak verilen bir unvan olmaktan çıkarılmış ve kadro unvanına dönüştürülmüş olup, ilgili yükseköğretim kurumunca verilecektir: OYSA TÜM DOÇENT ADAYLARI İÇİN DOÇENTLİK UNVANININ MERKEZİ BİR ŞEKİLDE VERİLMESİ GEREKİR.

 

Kanun Teklifine göre, Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) tarafından yapılan inceleme sonucunda, doçent adayının yeterli yayın ve çalışmaya sahip olduğuna karar verilirse, adaya “doçentlik yeterlik belgesi” verilecek, bu belge ile aday;

yükseköğretim kurumu içinden ise, çalıştığı/çalışmak istediği kurumun ilan etmiş olduğu doçentlik kadrosuna başvurup, ilgili kurumun belirleyebileceği ek koşulları karşılayarak,

yükseköğretim kurumu dışından başvurularda ise, ÜAK’ın belirlediği ek koşulları karşılayarak

doçentlik unvanı alabilecektir.

 

Bu konudaki görüşümüz şöyledir:

Doçentlik unvanı, üniversiteler tarafından değil, merkezi olarak verilmelidir. Aksi durum, üniversitelere göre farklı farklı şartlarla doçentlik unvanı kazanılmış olunacağından, eşitlik ilkesine aykırıdır.

Doçentlik unvanı, ÜAK’ın doçent adayının akademik çalışmalarının değerlendirilmesini yaparak vereceği “doçentlik yeterlik belgesi”nin alınmasıyla kazanılmalıdır.

Bu durumda, söz konusu belgeyi almakla “doçent” unvanını kullanmaya hak kazanan kişi, -varsa ilgili üniversitenin belirlediği ek koşulları karşılamak şartıyla- bir üniversitenin ilan ettiği doçentlik kadrosuna atamasının yapılmasını talep edebilecektir. Bu sürecin olumlu şekilde sonuçlanmasıyla aday üniversite tarafından doçentlik kadrosuna atanabilecektir.

Doçentliğe başvuru sürecinde, Kanun Teklifiyle yapılmak istenilen değişikliğe göre, doçentlik sözlü sınavı kaldırılmaktadır.

 

Sözlü sınavların, belirlenmiş objektif bir değerlendirme ölçütü bulunmadığından, uygulamada güvenilirliği ve tarafsızlığı tartışma konusu olmaktadır. Bu bağlamda doçentlik sözlü sınavının kaldırılması yerinde olacaktır.

Dolayısıyla, SÖZLÜ SINAV YAPILMASI, Kanun Değişikliğiyle üniversitelere tanınan ek koşul/kriter belirleme yetkisi çerçevesinde kabul edilmeyerek, ÜNİVERSİTELERİN DE TAKDİRİNE BIRAKILMAMALIDIR.    

 

Doçentliğe başvuru koşulları/kriterleri yeniden değerlendirilerek, düzenlenmeli; sürekli ders veren ve diğer akademik görevleri yanında görev yaptıkları kurumun idari görevlerini de yerine getiren akademisyenler için kolaylıkla sağlanabilir olmalıdır.

 

Doçentliğe başvuru koşulları/kriterleri yeniden belirlenirken, sadece yayın odaklı değil, tüm akademik faaliyetleri/idari görevleri dikkate alan bir değerlendirme/düzenleme yapılmalıdır. Akademik yaşam içindeki tüm faaliyetlerin (önlisans/lisans/lisansüstü programlarda ders verme, lisansüstü tez danışmanlıkları yürütülen idari görevler gibi) değerlendirmede/düzenlemede adil bir şekilde dikkate alınması gereklidir ve zorunludur. 

Akademik yayınların değerlendirilmesinde, sadece yayın sayısını değil yayının niteliğini esas alan değerlendirme kriterleri belirlenmelidir.

Kanun Teklifinde, “doktor öğretim görevliliği” kadrolarına başvuru için, YÖK tarafından kabul edilen merkezi bir sınavdan alınmış asgari 55 puan yabancı dil puanı koşulu aranırken, doçentlik kadrosuna başvuru koşulları arasında benzer bir koşula yer verilmemiştir. İlk kademedeki akademik unvanla atanma (“doktor öğretim görevlisi olarak atanma) için aranan asgari yabancı dil puanı koşulunun, ikinci kademedeki akademik unvanın alınmasında/kadroya atanmada (doçent unvanının alınması ve doçent olarak atanma”) aranmaması yerinde değildir. 

Genel olarak, bir yabancı dilin bilinmesinin, nitelikli bilimsel çalışma ve yayınların yapılmasında önemli/zorunlu olduğu dikkate alınarak, amaca uygun ve makul bir asgari yabancı dil puanı koşuluna, doçentlik başvuru koşulları arasında yer verilmelidir. Merkezi bir sınavdan alınacak, asgari bir puanın sağlanması gerekli kılınacak yabancı dilin, adayın çalıştığı bilim dalının ve alanın da dikkate alınarak belirlenmesi, mevcut durumda, doçentlik başvuru sürecinde söz konusu olan asgari yabancı dil puanı koşulunu bu yönüyle eleştirenlerin çoğunun taleplerinin karşılanmasını sağlayacaktır.  

Sıklıkla dile getirilen “Üniversite-Sanayi İşbirliği” yanında, “Üniversite-Toplum İşbirliği”ni de sağlamak amacıyla, akademisyenlerin toplumu aydınlatma görevini yerine getirdikleri faaliyetleri de yeni doçentlik kriterleri/koşulları belirlenirken dikkate alınmalıdır.

 

Doçentlik unvanının verilmesinde merkezi sistemin terkedilmemesi gerektiğini düşünmekle birlikte, doçentlik unvanının verilmesinin üniversitelere bırakılması yönündeki değişiklik gerçekleşirse, JÜRİLERİN ÜNİVERSİTELER TARAFINDAN BELİRLENMESİ HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜMÜZ

 

Doçentlik unvanının merkezi bir sistemle verildiği mevcut durumda, doçent adayı, doçentlik sözlü sınavını başarmasıyla doçent unvanını almakta (ve o andan itibaren doçent unvanını kullanma hakkını elde etmekte), ardından  çalıştığı/ilgili yükseköğretim kurumuna ilan edilen doçent kadrosuna atamasının yapılması için başvurmaktayken (2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu m. 24-25); Kanun Teklifiyle getirilmek istenilen düzenlemeyle aday,   -yükseköğretim kurumu içinden başvurular bakımından- ÜAK tarafından verilen “doçentlik yeterlik belgesini” aldıktan sonra, ilgili üniversitenin ilan ettiği doçentlik kadrosuna başvurup, akademik çalışmalarının incelemesinin ardından rektörün kararıyla doçent olarak atanabilmektedir/doçent olabilmektedir.

Kanun Teklifine göre, üniversiteler, doçentlik yeterlik belgesine sahip olanların başvurusu üzerine adayın başvurduğu bilim veya sanat dalından 5 profesörden oluşan bir jüri oluşturacaklardır. İlgili bilim veya sanat dalında yeterli öğretim üyesinin bulunmaması halinde, jüri üç üyeden oluşabilecektir. Asıl üyelerden en az üçünün üniversite dışından seçilmesi öngörülmüştür.

Bu durumda bazı jüriler üç, bazı jüriler beş kişiden oluşabilecektir. Üç üyeden oluşan jürilerde, üniversite dışından üye bulunmasının zorunlu olup olmadığı hususu açık değildir; bu hususun açıklığa kavuşturulması gerekir.

Zira, doçentlik unvanının verilmesinde merkezi sistemden vazgeçilerek, doçent adaylarının eserlerini değerlendirecek jürinin tespitinin, adayın doçentlik kadrosuna başvurduğu Üniversite Yönetim Kurulu tarafından belirlenecek olması; jürinin, doçent adayının üniversite bünyesindeki yöneticilerle ilişkilerinin iyi olup olmamasına, doçent adayının sergilediği duruşuna/görüşlerine vb. göre oluşturulması riskini artırmaktadır.

Kanun Teklifinde, jürinin 5 asıl üyesinden en az üçünün üniversite dışından seçilmesinin öngörülmüş olması, bu nedenle olumlu değerlendirilmesi gereken bir husustur. Çünkü anılan risk gerçekleşse bile, bu, sonuca etkili olamayacaktır.

Jürinin 3 kişiden oluşması durumunda da, asıl üyelerden en az ikisinin üniversite dışından seçilmesi yönünde Kanun Teklifi metnine hüküm konulmalıdır.

Hem beş kişiden hem üç kişiden oluşan jürilerde, yedek üyelerden birinin de üniversite dışından oluşturulması yönünde Kanun Teklifine açık hüküm konulmalıdır.

Mevcut durumda, doçentlik sınav jürisinde yer alan asıl ve yedek üyelerin, doçent adayının akademik çalışmalarının her birini değerlendirerek “ayrıntılı ve gerekçeli kişisel raporlar” hazırlayarak teslim etmesi öngörülmüşken, Kanun Teklifinde jüri üyelerinin hazırladıkları raporların “ayrıntılı” olması öngörülmüş ancak “GEREKÇELİ” olması aranmamıştır. Adayın akademik çalışmalarının, objektif, adil ve şeffaf bir değerlendirmesinin sağlanması, jüri üyelerinin raporlarında vardıkları sonuçların gerekçeli olmasıyla mümkündür. Bu nedenle, Kanun Teklifine jüri üyesi raporlarının gerekçeli olması zorunluluğu eklenmelidir.

Mevcut durumda, değerlendirmeye esas alınan jüri üyesi raporlarının birer örneğinin, eser incelemesi sonucuna ilişkin bildirim yazısı ile birlikte, adaya gönderilmesi öngörülmüşken; Kanun Teklifinde raporların adaya gönderilmesine ilişkin bir hükme yer verilmemiştir. Oysa aday, eserleriyle ilgili jüri raporlarını görme hakkına sahiptir; raporların bir örneğinin sürecin sonunda doçent adayına iletilmesi gerekir. Kanun Teklifine bu yönde hüküm konulmalıdır.

Mevcut durumda, doçent unvanı ÜAK tarafından merkezi olarak verilmekte ve ilgili yükseköğretim kurumu doçent unvanı vermemekte, sadece doçent olarak atama işlemini gerçekleştirmekteyken -ki görüşümüz bunun uygun olduğu yönündedir-, Kanun Teklifine göre, rektör, Üniversite Yönetim Kurulunun görüşünü aldıktan sonra, doçentlik unvanının verilmesi anlamına da gelecek şekilde, doçentlik kadrosuna atamayı yapacaktır. Bu kararın olumsuz olması, adayın doçent unvanı alamaması (doçent olamaması) anlamına da geldiğinden,  rektörün bu konudaki takdir yetkisinin sınırlarının açıklığa kavuşturulmasına ihtiyaç vardır.

 

KANUN TEKLİFİNDE ÜNİVERSİTELERARASI KURUL (ÜAK) İLE İLGİLİ DEĞİŞİKLİK HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜMÜZ

 

2547 sayılı Yükseköğretim Kanununa göre Üniversitelerarası Kurulun (ÜAK)’ın Yapısı ve Görevleri

 

2547 sayılı Yükseköğretim Kanununa göre, yükseköğretimde iki “üst kuruluş”tan biri olarak düzenlenen (m. 3) ÜAK, üniversite rektörleri, Genelkurmay Başkanlığının Silahlı Kuvvetlerden dört yıl için seçeceği bir profesör ile her üniversite senatosunun o üniversiteden dört yıl için seçeceği birer profesörden oluşmaktadır (m. 11).

 

2547 sayılı Yükseköğretim Kanununda akademik bir organ olarak düzenlenen ÜAK’ın görevleri şunlardır (m. 11):

 

(1) Yükseköğretim planlaması çerçevesinde, üniversitelerin eğitim- öğretim, bilimsel araştırma ve yayım faaliyetlerini koordine etmek, uygulamaları değerlendirmek, Yükseköğretim Kuruluna ve üniversitelere önerilerde bulunmak,

(2) Teşkilat ve kadro yönünden ve Yükseköğretim Kurulu kararları doğrultusunda üniversitelerin öğretim üyesi ihtiyacını karşılayacak önlemleri teklif etmek,

(3) Üniversitel

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0
yukarı çık